Kuzey ışıkları diyarında bir hafta

Kuzey ışıkları diyarında bir hafta

Norveç Caz Günlüğü

 

Amerika’da doğup büyüyen bir müzik türünün onlarca farklı sese kucak açtığı bir ülke Norveç. Kuzey cazı dörtlüsünün kare ası konumundaki sıcak insanların soğuk memleketi olan bu topraklar (diğer üçü İsveç, Finlandiya ve Danimarka) caz dünyasına Amerika’dan sonra en fazla müzisyen yetiştiren ülke konumunda. İngilizlerin The Guardian gazetesinin 6 Aralık 2005 tarihli sayısında da belirtildiği üzere Oslo, bugün sadece Norveç’in başkenti değil aynı zamanda modern cazında yeni başkenti konumunda. Yerele özgü folklorik temalar ile büyük kent yaşantısının karmaşasını ve kontrastlarını bir arada sunarak, cazı farklı bir şekilde yorumlamayı ve dinlemeyi öneren kuzey cazı düşüncesinin önemli kalelerinden biri olan Oslo şehrinin kuruluşu 1049 yılına tarihleniyor. Munch, Ibsen, Vigeland, Hamsun, Grieg gibi onlarca sanat dehasını yetiştiren bu küçük ülke ve başkenti, söz konusu caz olduğunda Brezilya`nın yağmur ormanlarındaki işitsel zenginlikler ile karşılaştırılabilecek bir tınılar kolajına sahip. Meraklı kulaklara her yeni sesde ve sessizlikte yeni ufaklar çizen Norveç caz sahnesi, 1960’lardan günümüze birçok şahsına-münhasır ses ressamı yetiştirdi. Son yirmi yılda eşine az rastlanır bir renklilikte, muazzam bir caz ağacı resmi ortaya koyan Norveç cazı, büyük ustalar olarak kabul edilen Arild Andersen, Jan Garbarek, Jon Christensen ve Terje Rypdal isimlerine daha onlarcasını ekledi. Neredeyse her şehrinde bir caz festivali olan Norveç’e Eylül ayının ilk haftasında sekiz günlük bir caz yolculuğu gerçekleştirdik. Ülkenin güneyindeki plajlarıyla ünlü Kristiansand şehrinde düzenlenen Punkt isimli festivalin davetlisi olarak gittiğimiz Norveç’de, bu ülkede yapılan caz müziğine karşı onlarca farklı keşfimiz oldu. Bu yazı birkaç farklı bölüm halinde yayınlamayı düşündüğüm, yolculuk günlüklerimde demlenen sayfalar dolusu anekdotun başlangıcını oluşturuyor.

 

 

Oslo, 31 Ağustos 2011

 

Frøy Aagre ile buluşma

 

Yağmurlu bir Oslo sabahında Frøy Aagre ile ilk İstanbul konseri öncesinde uzunca bir söyleşi gerçekleştirdik. Söyleşimiz sırasında Norveç’in caz dünyasında böylesine biricik oluşunun nedenini sorduğum zaman Aagre şu yanıtı vermişti: “Buradaki eğitim sistemi sizi en başından itibaren bireyselleşmeniz yönünde cesaretlendiren bir sistem. Norveç caz sahnesine baktığınız zamanda, birbirlerinden oldukça farklı bireysel ses olduğunu görürsünüz. Etrafta çok fazla festival ve topluluk var. Bu durum küçük yaşlardan itibaren müzik ile bir etkileşim içinde olmanızı sağlıyor. Tüm bunlara ek olarak Norveç’de ciddi bir bando geleneği var. Bununda göz önünde bulundurulması gerekli. Mesela bende 12 yaşımdayken bir tahta nefesliler topluğunda çalmaya başlamıştım.” Aagre’nin bu sözlerini bir muska gibi aklımın köşesinde taşıdım yolculuk boyunca ve yeni keşfettiğimiz her sanatçıda onun ne kadar haklı olduğunu gördüm. (Röportajın devamı için lütfen tıklayın)

 

 

 

Oslo’dan Dünya’ya Yayılan Yeni Sesler Yeni Tınılar:

 

Bare Jazz’da bir öğleden sonra

 

İngiliz müzik yazarı Stuart Nicholson, Is Jazz Dead? (Or Has It Move to a New Address) [Routledge, 2005] isimli kitabında, caz müziğindeki kuzey cazı düşüncesi ile İsveçli yönetmen Ingmar Bergman’nın sineması arasında bir anolojide bulunarak şöyle der: “Bergman’dan önce sinema sanatı daha ziyade dış dünyada gördüklerimiz hakkındaydı. Komedi, western, tarih temalı yapımlar, savaş ve suç filmleri gibi türlere odaklanan sinema sanatında, Bergman’a kadar çok az isim bireyin iç dünyasında yaşadığı dramı görünür kılmıştır. Bergman ise sinemasında insan ruhunun açmazlarını keşfetmeyi başarmıştır. (...) Bergman’ın sinemasında bilindik türleri yada konuları kullanmaktan kaçınırak, bireyin kendi bilinmezlerine odaklanması gibi kuzey cazı da dışarıya ait olan temaları, alıntıları, kalıpları ve çağdaş cazın kendine özgü teknik cambazlıklarını bir kenara bırakarak bireyin ve yerel folklorün merkezde olduğu, dışavurumcu bir yaklaşım üzerinden hareket eder.”

 

 

Yukarıdaki bu alıntının ne kadar doğru olduğunu Oslo’nun caz tapınaklarından biri olan ve kelime anlamı sadece caz olan Bare Jazz’a adımımızı attığımız ilk anda fark ediyoruz. Frøy Aagre ile olan söyleşimiz sonrasında gittiğimiz Bare Jazz’da, sadece kuzey cazına ayrılmış hayli zengin bir bölüm söz konusu. CD fiyatları neredeyse İstanbul’un üç katı (bir CD 199 Nok. = 70 TL) fakat istediğiniz albümü gönlünüzden geldiğince dinlemek ücretsiz. Sadece görevliye istediğiniz albümü göstermeniz yeterli. Bu dükkanda Norveç’de caz alanında kayıt yapan birçok firmayı tanıma fırsatımız oluyor. Norveçli tenor saksofon sanatçısı Bodil Niska’nın sahibi olduğu Bare Jazz’ın rafları arasında dolaşırken Aim Sound City, Curling Legs, Bolage, Hubro, Jazzland, Rune Grammofon, Smalltown Superjazz, NORCD, Sula Records, Jazzaway, Losen ve daha onlarca farklı Norveç plak şirketini öğreniyoruz. Tamamı caz ve komşu olduğu türlerde kayıt yapan bu plak şirketlerinin bir kısmı Norveç caz sahnesinin ünlü müzisyenlerine ait.


Norveç’in plâk şirketlerine detaylı bir bakış

 

Yukarıda adı geçen plak şirketlerine biraz daha detaylı yer vermek, Norveç’in caz adına ne denli zengin bir sahneye sahip olduğunun anlaşılması konusunda yardımcı olacaktır.

 

Hubro Music

 

Kataloglarında ağırlıklı olarak Norveçli sanatçılara yer veren bu plak şirketlerinin en ilginçlerinden biri de kuşkusuz Hubro Music. Doğaçlama müzikler ve Norveç cazı üzerine odaklanan Hubro, albümlerinin kapaklarını özel bir tasarım grubuna yaptırıyor. Norveç’in en büyük müzik şirketlerinden biri olan ve şemsiyesi altında Simax (klasik müzik), Heilo (dünya müziği), Blue Mood (blues) gibi alt labelları barındıran Grappa Musikkforlag grubunun bir parçası olan Hubro 2009 yılında kuruluyor. Firmanın direktörü Andreas R. Meland ile olan söyleşimizde Meland şu sözlerle tanımlıyor Hubro’yu “caz ve doğaçlama müzikler alanında kayıtlar yapıyoruz ağırlıklı olarak fakat bu bizim sadece caz kaydettiğimiz anlamına gelmiyor. Birbirinden çok farklı müzik türlerine de katalogumuzda yer veriyoruz.”

 

 

Şimdilerde kataloglarında 15 albümün yer aldığı firmanın en önemli albümlerinden biri Norveçli piyanist, besteci ve romancı Ketil Bjørnstad’in Early Piano Music isimli albümü. 2011’de müzikseverlerle buluşan albüm, aslında Bjørnstad’in 1984-87 yılları arasında kaydetmiş olduğu 3 eski albümünün yeniden basımından oluşuyor. Sanatçının kariyerinin orta dönemine rastlayan bu çalışmalar, bestelenmiş müzik üzerine uzun doğaçlamaları içeriyor. Bir yandan klasiğe bir yandan da caza göz kırpan bu albümler [Preludes vol. 1 & vol. 2 (1984-86, Uniton/Hermitage), Pianology (Hete Blikk, 1987)] özellikle Bjørnstad’in solo piyano edebiyatını tanımak adına güzel bir fırsat. 1990’ların ortalarından bu yana piyasada olmayan bu minimalist doğaçlamalar toplamının, Bjørnstad hayranları için en güzel sürprizlerininden biri de kendisinin büyük ses getiren The Sea (ECM, 1995) albümündeki eserlerinin ilk hallerinin bu albümde yer alıyor olması.

 

 

Şüphesiz Hubro’nun katalogunda gözden kaçmaması gereken albümlerden bir diğeri ise geçtiğimiz aylarda 6. solo albümünü kaydeden kontrbasçı Mats Eilertsen’in SkyDive (2011) isimli çalışması. Avrupa caz sahnesinin en etkin basçılarından biri olan Eilertsen, İstanbullu caz dinleyicilerininde yakından tanıdığı bir isim sayılır. Daha önce Cazkolik’de de günün albümü seçilen Hollandalı piyanist Wolfert Brederode’nin, Post Scriptum (ECM, 2011) isimli albümünde karşımıza çıkan Eilertsen, vatandaşı Tord Gustavsen’in Restored, Returned (ECM, 2009) albümünde de yer almıştı.

 

SkyDive, bir lider olarak Eilertsen’in her ne kadar ilk albümü olmasa da, onun gruba şekil veren kişi olarak en fazla öne çıktığı albüm olarak dikkat çekiyor. Jazzwise, Jazz Journal, The Guardian, All About Jazz gibi çeşitli yayınların övgüyle söz ettiği albüm, çağdaş Avrupa cazının en rafine örneklerinden birini oluşturmanın yanısıra, kuzeye özgü içe dönük ruh halinin en güzel örneklerinden birini sunuyor. 2011 yılının Aralık ayında Norveç Grammy Ödülü’ne caz dalında aday gösterilen albüm, bir araya getirdiği usta müzisyen kadrosuyla da ilgiyi hak ediyor. Jan Garbarek sonrası kuşağın en yetenekli temsilcilerinden Tore Brunborg’un saksofonlarda, Pat Metheny ile Bill Frisell arası bir duruşa sahip Thomas Dahl gitarda yer aldığı albümde, davulda Norveçli Olavi Louhivouri, Fender Rhodes ve piyanoda ise Finlandiya’nın en özgün piyanistlerinden Alexi Tuomarila yer alıyor.

 

Bjørnstad’in Early Piano Music ve Mats Eilertsen’in SkyDive çalışmaları Hubro’nun katalogundaki çok satan kayıtlar olmanın yanısıra firmanın caz alanındaki iki köşetaşı albümünü oluşturuyor. Caz dışında da birçok farklı doğaçlama müzik türleriyle flörtü olan Hubro’nun katalogunda Splasgirl, 1982, Huntsville, JÆ, Labfield, Sigbjørn Apeland, Erland Dahlen, Tore Brunborg / Kirsti Huke gibi son derece özgün grup ve isimler yer alıyor. Hubro’nun aynı zamanda kurucusu olan Andreas R. Meland’a kendileri için en özel albümlerin hangileri olduğu sorusunu yönelttiğim zaman şu yanıtı veriyor: “Gerçek şu ki gerçekleştirmiş olduğumuz her albümün firmamızın gelişimde ayrı bir yeri var. Splashgirl´ün Arbor albümü ilk albümümüz olmasının yanısıra Hubro’yu kurmamızın nedenlerinden de biri aynı zamanda. Harmonium ve org sanatçısı olan Sigbjørn Apelands’ın tamamen harmonium’da yapmış olduğu doğaçlamalardan oluşan Glossolalia, benim için son derece önemli bir albümdür. Sigbjørn ile 10 yıl öncesine uzanan bir geçmişimiz var ve Hubro’yu kurduğum zaman kendisi ilk kayıt yapmak istediğim isimlerden biriydi. Gerek besteci olarak gerekse müzisyen olarak derin bir hayranlık duyduğum Mats Eilertsen´nin Radio Yonder çalışması da benim için özel olan albümler arasındadır.”

 

Kuzey Işıkları Diyarında Bir Hafta yazı dizisi, Losen, Jazzaway, Rune Grammofon labellerına dair detaylı yazıların yanısıra Punkt Festival’inden konser yorumları ve röportajlarla önümüzdeki haftalarda devam ediyor olacak.

 

Losen Records

 

Müzikal dışavurumların bireysel çeşitlilik anlamında onlarca farklı kola ayrıldığı Norveç’de caz ve yakın durduğu türlere dair kayıtlar gerçekleştiren plak şirketlerine baktığımızda yukarıda anlatılan düşünceye benzer engin bir derinlik göze çarpmakta. Her firmanın kendini ifade etme biçimi albüm kapaklarından tasarımlara, katalog seçimlerinden albüm yayın politikasına büyük farklılıklar gösteriyor. Bahsi geçen bu şahsına-münhasır duruşa sahip olan firmalardan biri de Oslo merkezli Losen Records. Norveç’deki diğer plak şirketleri gibi tek bir kişinin sırtlamış olduğu firmanın sahibi ve prodüktörü Odd Gjelsnes. Uzun yıllar birlikte çalışabileceği müzisyenlerle sevdiği müziği kaydetmeye ve yayınlamaya çalışan bir müzik adamının sesler gemisi Losen Records. Şuanda 57 yaşını süren ve hayatımın her döneminde müzik endüstrisinin içinde yer almış olan Odd Gjelsnes tarafından kurulmuş Losen Records.

 

1997 yılından bu yana MusikkLosen isimli müzik dağıtım şirketinde çalışmalarına devam etmekte olan Odd Gjelsnes’in bir plak şirketi kurmasının hikayesi bir hayli ilginç. O dönemi şöyle anlatıyor Odd Gjelsnes: “Losen Records’u kurmadan önce MusikkLosen isimli müzik dağıtım şirketinin başındaydım. Bu şirketteki en önemli satış başarılarımdan biri Dag Arnesen Trio’ya ait olan Norveç şarkıları serisiydi. Norwegian Song Vol. 1 ve Norwegian Song Vol. 2 albümleri benim dağıtımımda olan bir plak şirketi tarafından yayınlanmış ve büyük satış başarısı kazanmıştı. Zaman içinde Dag ve bu firmanın sahibi arasında yaşanan sorunlar sonucunda Dag bu serinin üçüncü albümünü anlaşabileceği başka bir firmadan çıkarmak istedi. Dag ile aramda her zaman iyi bir iş ilişkisi oldu. Yaşanan bu süreçte kendisine bir plak şirketi kurmam durumumda Norwegian Song albümünün üçüncüsünü benim firmamdan yayınlamak isteyip istemediğini sormuştum. Bu teklifimi kabul etmeleriyle Losen Records’un ilk albümünü yayınlamış oldum. İşte herşey böyle başladı. Sonrasında Norwegian Song Vol. 1 ve Vol. 2 albümlerinin mastering’lerini yeniden gözden geçirip, farklı bir albüm tasarım ile yayınladım. Dag Arnesen Trio’nun sözünü ettiğim 3 albümü 30.000 kopyanın üzerinde sattı. Şüphesiz Dag Arnesen ile kaydetmiş olduğum bu kayıtlar firmanın temel taşları arasındadır.”

 

 

Odd Gjelsnes’den yukarıdaki alıntıyı yaptığım sırada Bare Jazz’da tesadüfen mağaza sorumlusunun tavsiyesi üzerine dinlediğim ilk albümünde Dag Arnesen’in Norwegian Song Vol. 3 albümü olduğu aklıma geliyor. Bare Jazz’da dinlediğim onlarca albüm arasında beni en çok etkileyen albümlerden biri olan bu çalışmada Dag Arnesen Trio’nun devamlı üyeleri Ellen Andrea Wang (bas gitar & kontrbas) ve Pål Thowsen’in (davul) yanısıra Danimarkalı ünlü trompetçi Palle Mikkelborg yer alıyordu. Norveçli romantik ve modern dönem bestecileri Edvard Grieg, Eivind Groven ve Geirr Tveitt’in eserlerinden birer düzenlemenin yer aldığı albümde geleneksel Norveç halk şarkları ve Dag Arnesen’in parçaları da yer alıyor. Oslo’nun dünyaca ünlü Rainbow Stüdyosu’nda kaydedilen albüm için kayıt masasının başında daha onca onlarca ECM albümünden aşina olduğumuz bir isim Jan Eric Kongshaug var.

Birinci yaşını henüz kutlamış bir plak şirketi olmasına rağmen geride bıraktığı her ay için bir albüm kaydeden Losen Records’un katalogunda Ole Mathisen, Håvard Fossum gibi Norveçli müzisyenlerin yanısıra Avrupanın farklı ülkelerinden isimlerde yer alıyor. Olga Konkova (Rusya), The Skopje Connection (İtalya & Makedonya), John Surman (İngiltere) gibi isimlere de rastladığımız Losen Records’un 2012 yılı kayıt programında Arve Henriksen, Marilyn Mazur, Anders Jormin, Jan Gunnar Hoff, Dag Arnesen ve Hildegunn Øiseth albümleri yer alıyor.

 

Kuzey Işıkları Diyarında Bir Hafta yazı dizisi Jazzaway, Rune Grammofon labellerına dair detaylı yazıların yanısıra Punkt Festival’inden konser yorumları ve röportajlarla önümüzdeki haftalarda devam ediyor olacak.

 

Sami Kısaoğlu
Müzikolog

 

Fotoğraflar: Burcu Orhon

 

Cazkolik.com / 12 Mart 2012, Pazartesi

 

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Sami Kısaoğlu

  • Instagram
  • Email

YORUMLAR

  • Salim zaimoğlu
    12 Mart 2012 Pazartesi 01:08

    Sami Bey her zamanki derin caz bilgisi , bir o kadar keyifli yorumları ile yine bir yandan hayran bıraktı bizleri diğer yandan da dağarcığımıza başka zenginlikler kattı. Fotağraflar görselliği de işin içine katarak, kulağımıza , gözümüze ve beynimize hitabetti..Ellerinize sağlık.

    Bu Yoruma Cevap Yazın »

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.