> Cazkolik`ten 21. Akbank Caz Festivali`ne dair kişisel bir menü önerisi...

> Cazkolik`ten 21. Akbank Caz Festivali`ne dair kişisel bir menü önerisi...

Dinlemeye başladığınız müzik Robert Glasper`ın son albümü Double Booked`an alınan Downtime isimli çalışmasıdır.


Cazkolik`ten 21. Akbank Caz Festivali`ne dair kişisel bir menü önerisi...

Şık bir benzetme yapmaya çalışmakla başlayalım; Sonbahar ışığının en güzel tonu Akbank Caz Festivali rengindedir. Örneğin, Cemal Reşit Rey`de gidilecek bir konser akşamı, Taksim`den Radyoevi`ne doğru yürüyorsunuz, caddenin sağ yanından, şahsen İstanbul`un en sevdiğim caddelerinden. Şehrin kaosundan ayrı bir yanı var sanki. Hayatın sakin ve düzenli, sorunsuz aktığı Avrupa şehirlerindeki caddeler gibi desek? Ama çoğuna göre daha güzel, hiç değilse bence... Karşıdan gelenlere bakıp tahmin etmece oyunu, yalnız yürümenin en güzel eğlencesi ama biraz sonra Radyoevi`nin önüne varılıp hemen sağa kıvrılınacak. Hilton`un otopark girişinin önünden geçilip sola dönüş... Kongre Merkezi`nin önündeki meydan son değişimden sonra daha mı büyüdü? Konser harici her zaman yalnız bir meydan, bu yanı bence ayrıca güzel. İstanbul belli semtlerin belli yerleri hariç sokakları merdiven fakiri bir şehir, halbuki ne güzeldir sokaklar arasında merdivenler. Meydanın, boğazın girişine bakan manzarasının altındaki Açıkhava`ya inen merdivenler ne güzeldir mesela. Zaman varsa manzaraya kaçamak bakış, yaşadığımız şehrin en güzel manzaralarından biri. Eşsiz...

Ama genellikle böyle oyalanacak zaman olmuyor kimse de, herkes koşturmacalı telaşla konsere yetişmeye çalışıyor. Belki bunun bile güzel bir yanı var.

Madem lafı buraya kadar getirdik hangi konseri önereceğimizi de söyleyelim artık, menü buradan başlamış olsun. Festival kapsamında bir çok isim var ama gönlümüzdeki ilk isim Türk cazının gerçek duayeni Muvaffak `Maffy` Falay. Sevgili üstadımız Maffy Falay başlı başına bir caz tarihidir. Daha geçen gün Akbank`ın geçen yıl yayınladığı özel kitabı karıştırırken gördüm, ellili yıllarda Türkiye`ye gelen Dizzy Gillespie ile ilgili fotoğraflarda Gillespie ile en önde el sıkışan o genç adam işte Maffy Falay. Hemen arkasında daha da genç bir Erol Pekcan. Her cazseverin gönül borcudur Muvaffak `Maffy` Falay konserine gitmek. Seksen yaşını aşan ustanın her notasını ayakta alkışlamamız gerek. Türk cazseverlerin bu özeni göstereceğine inancım tam. Bu konserin 14 Ekim akşamı olduğunu bir daha hatırlatalım...

Cazkolik`ten kişisel önerilere devam... `Ben olsaydım` tarzı öneriler ki ben zaten öyle yapacağım.

* * *

Festivalin ustalar kısmından devam edelim. Yolumuz yine Cemal Reşit Rey`e düşüyor ama bu kez güzergahımız Nişantaşı yönünden. Zira çok güzel bir sergiden çıkmak da var işin içinde, sokaklarda salınmak da. Her şey olabilir. Nişantaşı zaten tam bir sonbahar semtidir. Ayrıca, elinizde nar gibi kızarmış kuzu kestane paketiyle yürümek gibisi de yok. İtfaiyeye dönen parkın köşesine gelince kafayı kaldırıp şehrin güzelliğine yeniden bakmakta fayda var. Birazdan izleyeceğiniz konser için size güzel bir duygu hediye edecektir bu an, zira gideceğimiz isim caz için oldukça verimli bir kuşağın üyesi Norveçli basçı Arild Andersen, Avrupa cazının en namuslu isimlerinden biri. Namusu müzisyen dürüstlüğü, içtenliği ve sadakati üzerine elbette...

Usta basçının geçen yıl 3 CD`li albümü çıktı. ECM firmasının bir araya getirdiği üç albüm klasik görünümlü ECM paketinde ve 1975 tarihli Clouds In My Head, 1976 tarihli Shimri ve 1978 tarihli Green Shading Into Blue albümlerinden oluşuyor. Altmışlı yılların ortalarında Jan Garbarek`le müziğe başlayan Andersen Academie Du Jazz ödüllü bir isim ama biz biyografik yanını değil de bir cümle de olsa mesela bu albümden ilk CD olan Clouds In My Head`in girişindeki 305 W 18 St ismi acaip parçadan bahsedelim, ismi acaip ama müziğinde oriental tatlı bir duygu var. Zaten kariyerinin kendi adına yayınladığı ilk albümün ilk parçası böyle ney duygulu bir nefesli ile açılıyor. Yetmişlerin Avrupa pop müziğine benzeyen bir yanı da var ve basının melodik vuruşları doğrusu harika... Usta basçı Andersen triosuyla neler çalacak bilmiyoruz ama kulağımda bu enfes müzikle oraya gideceğim kesin. Gerisi sahneden bize nasılsa yansıyacak zaten.

* * *

Menüye ustalar kısmından başlayınca doğrudan ana yemeklere girmiş gibi olduk ama madem benzetmeyi böyle yaptık, böyle devam etmekte bir sakınca yok.

23 Ekim akşamı festivalin en parlak isimlerinden Charles Lloyd bizi bekliyor olacak. Bu konser sonbaharın üç önemli konser ayağının ilki bir anlamda ama diğer ikisi festival dışında, konumuzla ilgisi yok, 18 Ekim`deki Wayne Shorter ile Kasım başındaki Sonny Rollins. Sonbaharın kutsal üçlüsü başlı başına ayrı bir haber ve yazı konusu, zaten öyle de yapacağız.

Charles Lloyd hayatı kesintilerle, bitirip yeniden başlamalarla dolu bir müzisyendir. İnzivaları ünlüdür, benzetmek ne kadar doğru olacak ama spiritüel yanları itibariyle Pharoah Sanders`ın çok daha içine dönük ve fısıldayan halidir. Lloyd tabii mizaç itibariyle narin bir adam, Sanders ise büyük ve güçlü, üstelik tavizsiz. Bu bile müzisyen karakteri için kuşkusuz ipucu verir. 23 Ekim akşamını ne yapın edip bu konsere ayırın, Charles Lloyd ve birbirinden ünlü arkadaşları günümüz cazın her zaman en nitelikli konserlerine imza atmış olağanüstü isimlerdir. Size sıradan bir caz konserini değil, cazın emsalsiz duygusunun yaşanacağı nadir deneyimlerden birini önerdiğimizi unutmayın. Bu müziği niye sevdiğimizi hatırlatan konserler böyleleri...

Ustalardan son bir öneriyi eklemeden geçmek olmaz, Dusko Goykovich. Bu da yaşlı bir usta ama hası. 80 yaşına giren Goykovich Nardis`te sahne alacak. İşin güzel yanı Nardis sonradan Chivas Jazz Nights kapsamında sahnesinde yeniden ağırlayacak Sırp müzisyeni, eğer kaçırırsanız aklınızda olsun. Nardis olmadan caz festivalleri olmaz, konser salonları bir yana gerçek caz klübü ortamı bu müziğin en doğal ortamı...

Goykovich, ikinci dünya savaşı sonrası başladığı müzisyenliğine halen devam ediyor. Savaş sonrasının Belgrad`nın Radyo Belgrad Big Band`in de beş yıl kadar sürekli çalışan usta isim 1958 yılında efsanevi Newport Caz Festivali`nde çalmak için Amerikaya gitti. Chet Baker ve Paul Desmond gibi devlerle çaldı. Müziğinde hep bir `soul connection` vardır Goykovich`in. Big band geleneğinden gelen swingli soundunu temelde fazla terketmemiş müzisyenlerdendir. Mesela, bizim dinlediğimiz son albümü 2006 yılında yayınlanan Samba Tzigane isimli kaydı. Albümün daha ilk melodisinde kaya kaya ilerleyen trompeti ve latin ritmi insanı hemen sarıp sarmalayan bir iyimserlik hali gibi. Kesinlikle mutlu olacağınız gecelerden biri olacak, benden söylemesi...

* * *

Sizin menüde kaç çeşit yemek oluyor bilmiyorum ama bu yılda bir gelen zenginlik sofrası olduğu için sofrayı envai çeşit tatla doldurmakta fayda. Nasılsa festival bittikten sonra normal günlere geri döneceğiz.

Festival yönetiminin `Cazın Yeni Kuşağı` ismini verdiği bölümde cazın modern yüzüne dönük isimler daha belirgin. Hemen dikkati çeken iki isim hint asıllı Amerikalı caz müzisyeni Vijay Iyer ile Robert Glasper. Birbirlerinden çok farklı tarzlara sahip bu iki isim günümüz cazının en net resmini sunan başarılı isimler. Vijay Iyer son albümüyle ödüllere aday olmaya doyamadı. Historicty isimli bu çalışması halen caz çevrelerinde çok popüler. Minimalist çalışıyla genç nesil cazseverler arasında hayranlık verici bir isim. Size hemen bu albümden Leonard Bernstein bestesi ünlü Somewhere`i önerelim mesela. Tarzı geçmişe dönük isimlerden referanslar vermek ne kadar doğru olur bilmiyorum ama Andrew Hill, McCoy Tyner desek... Soyutlamaya çok yatkın, verin ona bir mezür size bir saat konser olarak geri dönsün, işin şakası böyle bir iştahı ve potansiyeli var.

Robert Glasper ise başka bir alem. Fotoğraflarına baktınız mı, hep muzip bir çocuk edası var yüzünde. Sokakta oynarken annesi yeni çağırmış gibi. Bu belki bir anlamda doğru çünkü Hip Hop, Rap gibi sokak geleneğine dönük yüzü var Glasper`ın. Cazın standartlarla dolu geçmişini çok iyi bilse ve çalsa da sokağın sesiyle barışık olmayı, büyüdüğü müziğini içinde yaşatmayı seviyor. Bu da onun hakkı. Üstelik cazın gelenek ve doğaçlama üstünlüğünü bolca elektronik modernlik ve Hip Hop, Rap ritmini de katınca ortaya çıkan işler şaşırtıcı sonuçlar veriyor. Babylon`da ki konser kesinlikle favorilerden. 20 Ekim Perşembeyi şimdiden tahsis etmenizde fayda var. Vijay Iyer`da 18 Ekim`de, hatırlatmadan geçmeyelim.

Bu başlık altındaki konserlerde Ozan Musluoğlu`nu belirtmeden geçmek olmaz. Yeni albümü 40th Day`i yayınlayan sevgili Ozan istim üstünde. Yakında, albümdeki kadroyla İstanbul Jazz Center`da bir konser verecek., kimbilir ne kadar heyecanlıdır.

Playerda şimdi Vijay Iyer`un Historicity albümünden Stevie Wonder bestesi Big Brother bitti. Vay, vay, vay diyerek ünlemlerle dolu kapatalım.

* * *

Şimdiye kadar vokalli konser olmaması dikkatinizi çekmiştir. Eğer vokalsiz olmaz diyorsanız işte size Carmen Souza. Cape Verde`nin şiirselliğine elektronik rtimler ekleyen müziğiyle oturan değil ayakta, kıpırtılı bir müziği var Souza`nın. Tipik vokal konseri değil onunkisi ama yerinizde durmadan salınmaya da hazırlıklı olun.

Değişik bir tat olarak gelin Boğaza doğru uzanalım. Tadın değişikliği konser mekanının alışkın olduğumuz konser semtleri üçgeninin dışında olmasından. Kerem Görsev kariyerinin en verimli döneminde. Yayınladığı son albümünde dünyaca ünlü, büyük bir kadroyla çalışmıştı, biliyoruz ki yeni çıkacak albümünde çıtayı daha da yukarı koymaya hazırlanıyor. Kerem`in hep büyük düşünen, bunun için imkanlarını zorlayan biri olması genç nesil caz müzisyenlere de cesaret veriyor. Olabilirliğin sınırları olmadığını hatırlatıyor, öğretiyor. Görsev bir süredir birlikte çaldığı (ki son örnek Marciac festivali) çellist Sedef Erçetin ile `Chamber Jazz` yapacak. Son dönem çalışmalarında klasik müziğin kapısını sık sık açıp içeri uzun uzun baktığını biliyoruz, bunun ona ilham vermesi gayet doğal. Romantik bir müzisyen Kerem. Gelecekteki albümlerinde daha uzun leed`lere doğru kayacağını düşünüyorum. Bakalım öngörüm doğru çıkacak mı ama bir söz de The Seed`e yani konser mekanına. Chamber Jazz için son derece uygun bir ortam olacağı kesin. Boğaza uzun uzun bakmayı ihmal etmeyin. Yaşadığımız şehrin kıymetini bilelim...

Bahsedecek çok şey var ama madem bunlar kişisel hatırlatmalar o halde benden bu kadar. Sizin menünüzde neler var bilmiyorum ama neye, hangisini giderseniz gidin Ekim ayı, caz müziği ve bu şehir üçlüsünün birbirine çok yakıştığına tanıklık edin.

Feridun Ertaşkan
Cazkolik.com
/ 29 Eylül 2011, Perşembe

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cazkolik.com

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.