ANASAYFA | GİRİŞ SAYFAM YAP | SIK KULLANILANLARA EKLE | FACEBOOK'TA PAYLAŞ Espanol
 
KENDİNİZİ FANATİK DERECESİNDE BİR CAZSEVER OLARAK TANIMLAYABİLİR MİSİNİZ?
EVET, TANIMLARIM!
YOK, FANATİK DEĞİLİM!
<< Eylül 2010 >>
PazSalÇarPerCumCumPaz
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930 


Kısa... Kısa... Kısa... Kısa...
"Caz insan ruhunun zaferinin sembolüdür" A. Shepp
- - - - - - -
08 Eylül 2010 Çarşamba, 02:57
Aylık Etkinlik Takvimi


Kendiniz girin, herkes bilsin!

Etkinliğinizi herkesin önceden

bilmesini istiyorsanız, tıklayıp

kendiniz girişini yapın!

Günlerce önceden herkes bilsin!

<< Eylül 2010 >>
PazSalÇarPerCumCumPaz
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930 

 

Bugünkü Etkinlikler

İpek Dinç Group
Nardis : 08 Eylül 2010, Çarşamba, Saat: 21:30
İpek Dinç (vo), Kürşad Deniz (p), Önder Focan (g), Erdal Akyol (b), Derin Bayhan (d).
İÜ Kimya Mühendisliği bölümü mezunu İpek Dinç 2005 yılında İlham Gencer ile tanışarak müzik yaşamına adım attı. 2006’da Nardis Genç Caz Vokal Yarışmasında finale kaldı, İstanbul Caz Festivali Genç Caz Yarışmasına katıldı. Festival kapsamında konser verdi. Geçen yıl Nardis Genç Caz Vokal Yarışmasında gösterdiği başarı ile gittiği Estonya Nomme Jazz Festivalindeki yarışmada 3. oldu. Pekçok festivalde şarkı söyledi, önümüzdeki günlerde Latviya “Young Jazz Voices” etkinliğine de davet alan başarılı sanatçımız bu gece sevilen caz standartlarının yanısıra latin ve R&B parçalara da yer verecek.
www.nardisjazz.com
RADYO PROGRAMI: CAZ PORTRELERİ
Açık Radyo, 94.9 : 08 Eylül 2010, Çarşamba, Saat: 22:00
Uzun yıllardır Açık Radyo'da "Caz Portreleri" isimli programı hazırlayıp sunan Mustafa Aykın programında adından da anlaşılabileceği gibi müzisyen portrelerine, albümlerine yer vermektedir. 21. portre olarak ünlü İngiliz müzisyen Evan Parker' hakkında bu hafta 7. programını yayınlayacak olan Aykın bu akşam Parker'ın 10 Haziran 2000 tarihinde Finlandiya, Kerava Caz Festivali'nde verdiği konserin kaydını dinletecek.
Programında yayınladığı müzisyenler ve çaldıkları müzikler itibariyle tüm cazseverleri benzerine rastlayamayacağınız böylesi programları mutlaka dinlemeye davet ediyoruz.
www.acikradyo.com.tr
Konuk Yazarlar
 
Afyonkarahisar festivalleri onuncu yılında ama...
İlk kez 2001 yılında yapılan Afyonkarahisar Jazz Festivali, içinde bulunduğumuz 2010 yılında onuncu kez düzenleniyor. Klasik Müzik Festivali ise dokuzuncu kez yapıldı. O da gelecek sene onuncu yılını kutlayacağı için şimdiden gelecek yılın konser programları yapılmaya başlandı bile. Klasik Müzik Festivali’nde bu yıl da çok güzel konserler oldu ama gelecek yılın sürprizlerine şimdiden hazırlıklı olmak lazım.

Afyonkarahisar Festivalleri –caz ve klasik müzik festivallerini birarada düşünürsek–  Anadolu’da sürekliliği ve sürdürülebilirliği olan tek müzik festivali olma özelliğini taşıyor. Her iki festival de son on yıldır her türlü sosyal ve maddi sıkıntıya karşın tipik bir Anadolu kenti olan Afyonkarahisar’da ayakta kalmayı başardı.

Bir kere festival caz müziğini Anadolu’nun tam göbeğine taşıdı ve bunu orada yaşatmayı da on yıldır sürdürüyor. Afyon deyim yerindeyse cazın Anadolu’daki kalesi olarak anılmayı hak edecek noktaya geldi. Klasik müzikte ise benzerlerine İstanbul’da dahi çok sık rastlanmayan oldukça deneysel konserler yapılıyor Afyon’da. Çağdaş klasik müzik eserleri çalınıyor ve gayet güzel tepkiler alıyor, hatta eski ve çağdaş müzik stillerinin kıyaslamalı olarak çalındığı konserlere de yer veriliyor. En çok ilgi uyandıran konserlerin başında da bu tip konserler geliyor zaten.

Buraya kadar her şey iyi hoş. Fakat bu tablonun arka tarafı hiç de göründüğü gibi değil. Başarı öyküsü gibi görünen on yıllık macera ne yazık ki yalnızca kişisel çabalar, kan ter gözyaşı, birkaç iyi niyetli gönüllü, yine birkaç iyi niyetli kurum dışında pek de destek bulamamış durumda. Onuncu yıla gelinip de az olan mevcut desteklerin de daha da cılızlaşması, tam da beklentilerin tam tersi olduğu için, festivalin geleceği konusunda da büyük bir belirsizliği işaret ediyor. On yıl boyunca yapılan bir festival aslında dünya ölçeğinde de rüştünü ispatlamış bir festival olarak kabul edilir. Ama bizde işler böyle yürümüyor, her an bitme tehdidi altında bir tür sırat köprüsünde gibi kalıyorsunuz. Acaba gelecek endişesi taşımamak için kaç on yıl daha gerekiyor? Sorun zamanla alakalı değil sanırım, bambaşka bir yerde.

Festivalin yapısı ve faaliyet alanı gereği kültürler arasında bir köprü kurma misyonuna kendiliğinden, doğallıkla sahip olduğu aşikar. Şimdi her kesimden izleyicisi bulunuyorsa da zamanında şehirde bu konuda ciddi bir dirençle de karşılaşılmıştı elbette. Tüm bunlar hala hafızalarda taze. Ama on yıldır yapılabiliyor ve konserlerde salonların dolup taşıyor olması, bunun en azından Afyon halkı cephesinde çok kuvvetli bir şekilde aşıldığının en iyi göstergesi. Zaten kültürleri buluşturup kucaklaştırmayı sanat ve müzikten – bir müzik festivalinden – daha iyi kim, nasıl başarabilir ki?


Afyon önyargılarını aştı, İstanbul aşamadı!
Değişime açık Anadolu vs. tutucu merkez...


Fakat sorunlar yerel kültür ile “yabancı” addedilen kültürü buluşturup kaynaştırmakla bitmiyor ne yazık ki. Halbuki sanat ve kültür konusunda ülkemizdeki yaygın bir önyargı da bu değil midir? Hani zor olanın Anadolu halkının dünyanın, özellikle de Batı dünyasının, sanat ve kültür ürünlerine karşı önyargısını kırmak olduğu önyargısı! Şu “zulüm” şakaları falan. Siz öyle sanın! Bu kırılması en kolay olan önyargı. Siz yeterince saygın ve sürekliliği olan bir iş yaparsanız, Anadolu insanı da pek güzel benimsemesini, takdir etmesini biliyor. Anahtar sözcük saygıdır burada. Siz dünya standartlarının altını ona layık görmüyorsanız, bunun için çabalıyorsanız, Anadolu halkı bunu görür ve sizi bağrına basar.

Evet, sorun yine önyargılar. Fakat Afyon’daki on yıllık Jazz ve Klasik Müzik Festivali deneyimi –ki pek çok bakımdan bir ilk olduğu için bir tür sosyal deney laboratuarı sayılabilir– asıl aşmamız gereken önyargıların büyük kentlerde yeşermiş olan Anadolu’ya bakış olduğunu çok açık bir biçimde ortaya koyuyor.


Hep devletin kültür sanat politikası sorgulanır, peki ya özel kuruluşlarınki?


Önyargıların en büyük tezahürü ise her türlü festivalin olmazsa olmaz unsurları, sacayaklarından biri olan sponsorlarda had safhada gözleniyor. Bahane edilen hep ekonominin durumu, kısıtlı bütçeler, vs. gibi “rasyonel” sebepler oluyor, ancak bunca tecrübeden sonra rahatlıkla söyleyebiliriz ki sorun tam bir zihniyet sorunu. Büyük şehirlerdeki (bir de turistik kıyı kasabaları tabii!) event’lere, hatta pek de matah olmayanlarına dahi gelindiğinde gürül gürül akan musluklar, Anadolu’da bir şehir festivali denildiğinde kısılmak da değil, resmen kapatılıveriyor.

Aslında buradaki durum bir önyargı da değil, öyle olsa bununla mücadele etmek ve dönüştürmek çok daha kolay olurdu. Aksini ispatlardınız, olur biterdi. Ama sorun bir “yok sayma”, hatta bazen de, acı ama, bir “gözden çıkarmış olma” “umursamama” sorunu. Özellikle de büyük büyük kurumlar, reklamlarına milyon dolarlar harcama adetinde olanlardan bahsediyorum, galiba da en başından beri Anadolu’yu “yok saymaya” fena halde alışmış vaziyetteler. O yüzden de konuyla kişisel olarak ilgilenen, kültür ve sanat konusunda daha “çaplı” diyebileceğimiz yöneticiler çıksa bile –ki bu da pek nadir bir durum– kurumlarını ikna edebilene pek rastlamadık. Bu o kadar taşlaşmış bir tutum ve önyargı ki bunu kırmanın, çok denesek de, hala vazgeçmemiş olsak da, yanına bile yaklaşamadık ne yazık ki. Birkaç tane başından beri bizimle beraber olan önemli kuruluş var, onları tenzih ediyorum. Ama yetmiyor tabii ki.


Artık Afyonlu Don Kişot diye anılmak istemiyorum, dünyanın en iyi müzisyenlerinin geldiği saygın bir festival yapmanın derdindeyim


Yani, özetlersek, bir zamanlar bana “Afyon’da caz mı? Ne gerek var?” diyen Afyonlular şimdi konserlere geliyorlar. Ama o zaman beni sözel olarak çok takdir eden, bana “Don Kişot” diye alkış tutan gerek iş gerekse kültür alemindeki “elitlerimiz” hala daha aynı sözleri tekrarlıyorlar. Biz bunları aşalı yıllar oldu, ama ya bu arkadaşların bu şekilde düşünmek hoşlarına gidiyor ya da rahatlarına geliyor herhalde, başka bir açıklama bulamıyorum. Ama tabii bu çok ciddi bir düşünce tembelliğidir, gerçeklerle de hiç örtüşmüyor. Kendi kendimize uyguladığımız bir “oryantalizm”in tipik bir örneği bu. Ülkemizi biraz seviyorsak, bu kolaycılıktan çabuk çabuk uzaklaşmamız, çok daha yetkin bir Anadolu okuması yapmamız lazım. Çünkü hala Don Kişotluk derseniz, bunun sönmeye, yok olmaya mahkum beyhude bir çaba olduğunu söylüyorsunuz demektir. Ben Anadolu’daki her şehirde saygın, iyi müzisyenler, sanatçılarla dünyada prestij kazanabilecek festivaller yapılabileceğine inanıyorum. Yoksa gerçekten de deli olmam lazım bununla bunca yıldır uğraşmam için. Ayrıca, iş sırt sıvazlamayı aşıp, maddi destek vermeye gelince bu derece yalnız bırakılıyor olmak da –kimse kusura bakmasın– çok şarkî bir tutum, modern modern şirketlere, kurumsallaşmış olma iddiasındaki holdinglere hiç yakışmıyor. Fakat, işin özü de bu anlaşılan.

Anadolu’da kültür sanat işi yapmanın ille kahramanca bir iş olması gerekmiyor. Bu bir mucize falan olarak da anılmasın. Hatta bunun çok geç olmadan normalize olması ve yaygınlaşması hepimizin, çocuklarımızın, geleceğimizin hayrına olur diye düşünüyorum. Sanatın yücelticiliğine, birleştiriciliğine tüm dünyanın olduğu gibi, bizim insanımızın da ihtiyacı var ve bir o kadar da iyi, güzel şeylere layıklar. Bu kadar basit. Biz Afyonkarahisar Jazz ve Klasik Müzik Festivalleri ile bunu çoktan aştık ve çıtayı da sanatsal açıdan çoktan bambaşka yerlere yükselttik bile. Yalnızca bu mevcut durumun artık daha görünür olması ve desteklerin de ona göre gelmesi lazım. Bizler artık dünyanın çeşitli ülkelerinden çok iyi müzisyenleri ağırlıyoruz Afyon’da. Bir caz festivalinin yalnızca “yapılabiliyor” olması artık kimseyi kesmiyor, kesmemeli zaten. Sanat adına daha büyük hedeflerimiz var, artık asıl meselemiz bunlar.


Masa başında üretilmiş suni sosyal sorumluluk projelerinden sahici olanlara ne zaman sıra gelecek?


Aslında biliyorsunuz festivalin gündüz köy ve kasaba ilköğretim okullarında gerçekleştirilen bir eğitim ve çocuk boyutu da var. Festivali en farklı kılan, en özgün, en çarpıcı, en önemsediğim kısmı da bu. Son yıllarda sponsorluk olgusunda yükselen trend “sosyal sorumluluk” projeleri, şirketler farklılık yaratmak için giderek bunlara yöneliyor. Bizim festivalin eğitim ve çocuk boyutu –ki bu da kendi içinde örnek bir uygulama ve bir ilktir–  sosyal sorumluluk olgusuyla gayet güzel örtüşüyor aslında. Bakıyorsunuz, şirketler, bankalar, holdingler, ajanslarıyla kafa kafaya vermiş harıl harıl sosyal sorumluluk projeleri üretme peşindeler. Fakat yine aynı beton zihniyet burada da karşımıza çıkıyor. Kendi yerinde yeşermiş, hormonsuz doğal bir ürün yerine suni işler üretmek için neden onca para harcanır bir türlü anlam veremiyorum zaten. Aslında dediğim gibi, yok saymaktan kaynaklanan birşey bu, akla bile gelmiyor.

Fakat biz buradayız, sahiciyiz ve masa başında üretilen suni projelere göre çok daha organik bir şekilde bulunduğumuz bölgenin gelişimine katkıda bulunuyoruz. Organik bir iş olduğu için bambaşka, görmeye değer bir coşku ve etki yaratıyor Festival burada. Ayrıca, bu masa başı işler baktığınızda hep tek atımlık oluyorlar, halbuki mesela meşhur Avrupa Birliği fonlarına baktığınızda, size ilk sordukları projenizin sürekliliği ve sürdürülebilirliğini ispatlamanız olur. Bizim yerli sponsorlar ise bu kriterlerden tamamen bihaber herhalde. Bu kafayla gerçekten taşıma suyla değirmen döndürürsünüz, kalıcı bir yapıt çıkmaz. Oysa nereye gitseniz cılız da olsa yeşermekte olan birşeyler var aslında, biraz da bunların gürleşmesine katkı sağlamak lazım, buraları uzun zamandır sulanmamış topraklar, biraz çapalayıp havalandırmak bile ciddi farklar yaratıyor. Bir nebze daha gayret etsek resmen bire bin alacağız. Benim üzüldüğüm kaçırılan fırsat işte bu. Fırsat dediğimiz de insan!

Ayrıca Afyon’daki bu mütevazı festivali yabana atmayın. Çünkü bu toprağın ürünü ve kökü de çok sağlam tuttu. Bu festivale şimdi destek vermek demek –ama makul bir destekten söz ediyorum– iddia ediyorum bir iki yıl içinde bu işin Anadolu’nun bir sürü farklı yerinde de yeşermesi, klonlanması demektir. Bire bin almak demektir. Tabii ülkede pozitif şeyler olmasını en büyük kar olarak görmesini bilen göze, gönüle göre öyledir.


Batılı sanatçılar işin sosyal boyutunu çok iyi anlayıp destekliyorlar


Festivale 2005 yılından beri Çek Cumhuriyeti’nden özellikle de Prag’lı çok sayıda müzisyen katıldı. Bu ülkenin müzik geleneği zaten dillere destandır. Dolayısıyla gelen müzisyenlerinin kalitesi ortada. Hepsi de sürekli uluslararası konserler veren, solist niteliğindeki sanatçılar. Onlar geliyor kentimize ve hiçbiri de bana Don Kişot falan demedi. Sırtımı falan da sıvazlamadılar. Ama büyük bir anlayış ve gönüldaşlıkla onlar da gelip gönüllü olarak çocuklara okul konserleri veriyorlar gündüzleri, workshoplar yapıyorlar. İşin sosyal boyutunu onlara anlatmak çok daha kolay oldu gerçekten. Bizim müzisyenlerimiz, sanat insanlarımız, zaten fazla söze gerek yok, gelenler ortada. Onların varlığı da çok çok değerli, sanatçılar olmasa bunların hiçbir olmazdı zaten.


Tamamen kara tablo çizmek istemiyorum, ama onuncu yılın kurumsal destekler açısından çok daha parlak geçmesini beklerdim


Bu yıl açıkçası benim için çok coşkulu başladı ancak ne yazık ki epey endişeli günlerden sonra, bu coşku tamamen söndü ve duygularım ciddi bir hayalkırıklığına dönüştü diyebilirim. Çünkü onuncu yılda çok daha büyük desteklerle bu yılı gururla kutlama, evet doğru sözcük bu, kutlama yapma beklentisi içindeydim. Düşünün, Anadolu’nun Afyonkarahisar gibi tutucu olarak kabul edilen bir şehrinde bir caz ve klasik müzik festivali yapıyorsunuz, yüzlerce yerli yabancı sanatçıyı oraya götürüp, bedava konserler düzenliyorsunuz, yüzbinlerce izleyici geliyor, sonra Türkiye’nin en seçkin sanatçılarını, ressam, şair, yazar, oyuncu, edebiyatçı, kültür adamlarını da Afyon’a götürüyorsunuz, onları ilköğretim okullarında çoğu kendi köyünden kasabasından hiç çıkmamış binlerce çocuğun ayağına kadar götürüyorsunuz – ki onlar da zaten seve seve geliyorlar; evet, böylesine bir sinerjiyle bu işi tam on yıldır sürdürmeyi başarmışsınız. İnsan bunu kutlamak istemez de neyi ister? Tabii benim gibilerin kutlamadan kastı bu onuncu yılda çok daha iddialı, bomba gibi bir festival düzenlemek şeklinde olur, başka ne olacak? Bu da onuncu yılın yarattığı sinerjiyle, bu coşkuyu daha fazla kurumla paylaşma ile desteklerin artışı ile olabilecek bir şey. Ama sonuçta, şimdilik görünen o ki, bu yıl özel kurumlardan gelen destekler her zamankinin de altında kalıyor. Özellikle çok büyük reklamveren bankalarımızdan birinin yıllardır az da olsa verdiği desteği çekmesi, benim zaten hiç umursamadıkları, Afyon’u da Anadolu’yu da aslında yok saydıkları analizini yapmama yol açtı. Çoktandır sezdiğim ama moral açısından görmezden gelmeye çalıştığım birşeydi bu. Ama başka bir açıklaması maalesef yok. Zaten verdikleri diğer projelerine göre gülünç miktardaki desteği de çekmelerinin ne açıklaması olabilir ki?
    
Bu arada hayalkırıklığı demişken, yerel sponsor aday adaylarını (bunun ötesine geçemediler) da atlamamak lazım. Sadece büyük yerli ya da çokuluslu şirketler değil, ne yazık ki Afyon’daki yerel şirketler de –ki bunların bir kısmının azımsanamayacak ciroları bulunuyor– festivale karşı büyük bir ilgisizlik içindeler. Festival kendi izleyicisini yarattı fakat kendi yerinde kendi yerel sponsorluğunu güçlendiremedi. Yalnızca küçük işletmelerden, bazı şirketlerden de bireysel diyebileceğimiz ölçekte  destekler mümkün olabiliyor. Onlar da yine yıllardır aynı isimler.

Buradaki sorunda da, mikro ölçekte, gene aynı kemikleşmiş yapı ve görüşler rol oynuyor. Onlar da büyük ağabeylerini taklit ediyorlar. Kendi şehrine başkasının gözüyle bakmak böyle birşey. Büyük şirketler de kendi ülkelerine yabancılaşmış oluyorlar bu analize göre, ki bizim örneğimizde pratik tamamen bunu gösterir yönde gelişti. Ben yıllardır bunu anlatmaya çalışıyorum, bu aslında benim şahsi meselem hiç değil, tamamen bir ülke ve ülkeye bakış meselesi. İstediğim desteğin de ne şahsıma ne de sadece tek bir festivale, tek bir şehire diye alınmaması lazım. Festival bu anlamda bir simge ve bizim toplumsal aynamız oldu artık. Ve görünen tablo vahim. Bu aynaya bakıp biraz kendimize çeki düzen vermenin vakti geldi artık.

Tüm söylediğim bundan ibaret –çünkü bir de şu var, kültür sanatta çok önemli birşeyler yaptığını büyük hizmetler verdiğini zanneden kuruluşlar ve bunların yöneticilerinde oldukça büyük çaplı bir kibir ve de alınganlık ve de eleştiriye yeni fikirlere kapalılık da gözleniyor aynı zamanda– ki bunların tümü de zaten fazlasıyla birbirine bağlıdır. Bu yüzden eleştirilerden de kaçınıyorlar. Hani parayı biz veririz, herşeyi de biz biliriz hesabı bir burnundan kıl aldırmama durumu.

Yıllardır devletin sanat politikaları eleştirildi. Bu meseleye de özel sektörün el atması istendi. Kabul, tüm ülkeye yayılan çok güzel çözümler üretilebilirdi, fakat doğru politikaları özel sektördeki unsurlarda görebiliyor muyuz gerçekten? Bence hayır, hatta bu konuda cehalet ve atalete, yetersiz kadrolara sıkça özel sektörde de rastlıyoruz, bir zamanlar devlette görüldüğü söylenen şeyler, devlet kadrolarına özgü sanılan şeyler. Sanıyorum bu konuda da ezber bozmamızın zamanı geldi. İyi kadrolar, uzman kadrolar olmadan hiçbir yerde doğru dürüst birşey yapılamaz bir kere. Hele kültür ve sanatta hiçbir şey yapamazsınız, yalnızca kendinizi kandırırsınız. Atalarımızın pek de isabetle buyurduğu “dostlar alışverişte görsün” türünden ruhsuz işler ya da gösterişli fakat özündede çarpan etkisi yaratmayacak, kök salmayacak, gerisi gelmeyecek suni işler yapar ya da yapılmasına alet olur durursunuz.


Kültür ve Turizm Bakanlığı, Valilik ve Belediye olmasa bu Festivalleri bu yıl yapamazdık


Düşünün onuncu yıl gelinmiş ve festival parasızlıktan yapılamayacak duruma tam da bu yıl düşmüş. Kaderin oyunu gibi birşey. Ortada elini taşın altına sokan yalnızca birkaç kurum var ki onlar olmasa zaten festivali realize edemez haldeyiz.

Bunlardan birincisi Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteği, zaten geçen yılki festivali de bakanımız Ertuğrul Günay’ın özel ilgisi ve destek talimatıyla gerçekleştirebilmiştik. Bu yıl da öyle olacak gibi görünüyor. Açıkçası onlara güveniyorum.

İkinci olmazsa olmaz destek, Valiliğin ve Afyonkarahisar Valisi Haluk İmga’nın maddi ve manevi destekleri. Sayın İmga ile iletişimimiz bu kara tablo içindeki belki de en aydınlık nokta. Aynı zamanda çok da entellektüel ve sanatsever bir insan olduğu için, kendisiyle bir devlet yöneticisiyle sivil girişim arasında örnek vaka olarak incelenebilecek bir ilişki kurduk. Valiliğin maddi destek ayırmasının yanısıra, Valimizin de her zaman her platformda bizleri savunduğunu, belli zihniyetleri değiştirmeye ciddi gayret sarf ettiğini biliyorum. Ve bu da ayrı bir güven veriyor. Açıkçası valimiz başka bir göreve tayin edilir diye ödüm kopuyor. Çünkü onun kişisel yaklaşımları bana bu rahatlığı ve güveni sağlıyor.

Afyonkarahisar Belediyesi de gene festival açısından şanslı olduğumuz bir nokta. Belediye Başkanı Burhanettin Çoban geçen yıl göreve başladı ve başlar başlamaz da ilgi ve alakasını belli etti. Aslında şehrini düşünen yöneticilerin hepsinin böyle olması lazım. Ama örnekler az olduğu için, onları da el üstünde tutmamız gerek. Bu yönlerden de şanslı hissediyorum, dediğim gibi.

Bir de yıllardır destek veren kuruluşlar var. Aydın Doğan Vakfı mesela. Beni hiç bir zaman eli boş göndermediler. Hep kritik zamanlarda hayat öpücüğü gibi destekleri vardır. Onlara da çok müteşekkirim gerçekten.


Afyonkarahisar Jazz ve Klasik Müzik Festivalleri’nin son on yılda katettiği yolu kısaca özetleyen notları aşağıda bilgilerinize sunuyoruz:


On yılda Anadolu’da çağdaş ve aydınlık bir yaşam tarzının sembolü olan Festival, bugün artık pek çok Anadolu şehri için örnek alınan ve taklit edilen bir model haline geldi. Bunun da ötesinde, Türkiye’de İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerdeki vakıf, dernek ve çeşitli kurumları da çocuk ve eğitim olgusu konusunda tetiklemeyi başardı; zaten gündemde olan çocuk olgusuna özgün yaklaşımıyla, neler yapılabileceğine ışık tuttu.

Afyonkarahisar’ın son on yılına sanatsal ve kültürel anlamda damgasını vuran jazz festivalinin yanında, dokuz yıldan bu yana bir de klasik müzik festivali bulunuyor. On yılda bu iki festival ile ulaşılan rakamlar, festivallerin, Afyonkarahisar Jazz Festivali adı altında, Türkiye’de neden bir simge haline geldiğinin daha iyi anlaşılmasını sağlıyor:

Jazz ve klasik müzik festivalleriyle geçen on yılda Afyon’da toplam 5 bin müzisyen ve kültür-sanat insanı konuk edilerek konserler verdi ve okul etkinliklerine katıldı. Gerçekleştirilen yaklaşık toplam 200 konseri (okul konserleri hariç), 100 bin dolayında seyirci izledi. Açık hava konserleri ve 300 ila 400 kişilik küçük konser salonlarında yapılan konserler, Afyon ve bölgedeki diğer kentlerden seyircilerin katılımıyla, deyim yerindeyse, dolup taştı. Gündüzleri yapılan okul etkinliklerinde ise, 15 kişilik sınıflarda yaklaşık 90 bin çocuğa, ülkemizin en değerli sanatçıları ve kültür insanları ile birebir ulaşıldı.

Herşeyden önemlisi tüm bu etkinlikler ve konserler ücretsiz yapıldı. Bu özelliğiyle Afyonkarahisar festivalleri, şehrine ve bölgesine on yıldır katışıksız bir müzik ve çağdaş kültür-sanat hizmeti veriyor.

Festivallere on yılda Türkiye’nin en önemli sanatçıları katıldı; Doğan Hızlan, Ahmet Ümit, Tuna Kiremitçi, İnci Aral, Buket Uzuner, Sema Kaygusuz, Mehmet Güleryüz, Bedri Baykam, Atilla Dorsay, Işıl Özgentürk, Fikret Hakan, Hale Soygazi, Engin Ayça, Yavuz Aydar, Hülya Tunçağ, İzzet Öz, Erhan Konuk, Bülent Ortaçgil, Mahir Günşıray, Halit Ergenç, Derya Alabora, Tan Oral, Behiç Pek, Latif Demirci, Semih Poroy, İzzet Keribar, Tan Sağtürk bu değerli sanatçılardan yalnızca birkaçı.

Afyonkarahisar son on yılda Türkiye ve dünyadan çok sayıda önemli müzisyen ve orkestraya da ev sahipliği yaptı.  Bunun yanısıra, özellikle son beş yılda Çek Cumhuriyeti’nin Prag şehri ile Afyonkarahisar arasında kurulan müzikal dostluk da festivalin müzik çıtasını çok yukarılara taşıdı. Bu müzikal dostluk çerçevesinde, Prag ve diğer çeşitli Avrupa kentlerinden pek çok tanınmış müzisyen Afyon’a gelmeye devam ediyor.

Afyonkarahisar Jazz Festivali’nin onuncu yılına girmesi, bakıldığında, Türkiye için olduğu kadar dünya ölçeğine göre de önemli bir süreç. Bir festivalin on yıl boyunca sürdürülmesi, onun kurumsallaştığının en önemli göstergesidir. Afyon Jazz’ın bu anlamda kurumsallaştığı bir gerçek. Ancak, başlangıçta Afyon’da bilgi ve donanımı olan bir kadro bulunmadığı ve bunun hemen kurulması da mümkün olmadığı için, festival bugünlere, çoğunlukla İstanbul’dan alanında deneyimli uzman kişilerin kurumsal olmayan destekleri ile geldi. Bir başka deyişle, festivallerin kurumsal bir kimliği oluştuğu halde, profesyonel kadro ve bu anlamdaki kurumsallaşma ihtiyacı onuncu yıldaki en önemli hedeflerden biri haline geldi.

Onuncu yılda Afyonkarahisar Jazz Festivali’nin sanatsal hedeflerinin dışındaki en önemli hedefi, artık her bakımdan daha profesyonel olarak gerçekleştirilmesi ve festivalin uluslararası kimliğinin öne çıkması olarak özetlenebilir. Tüm bunların gerçekleştirilmesinde, kurumsal sponsor desteği çok büyük önem taşıyor.

Aslında Afyonkarahisar Jazz Festivali on yıldır hak ettiği ölçüde kurumsal destek  almadan bu günlere geldi. Hal böyle iken dahi, Afyon kentiyle tamamen bütünleşerek, Anadolu’da örnek alınan bir model ve çocuk ve eğitim boyutuyla çağdaş bir fenomen haline geldi; sanatsal kaliteden ise hiçbir şekilde taviz vermeyerek büyük şehirlerdeki sanat olaylarından geri kalmadı. Onuncu yılda artık ciddi anlamdaki kurumsal desteklerden güç alarak, Festivali sürekli ve sürdürülebilir olmanın da ötesine geçirmeyi ve daha ileri boyutlara taşımayı hedefliyoruz. Bugüne kadar yapılanların bundan sonra yapılabileceklerin sadece küçük bir parçası olduğunu belirtmek istiyoruz.

Hüseyin Başkadem
Afyon Caz Festivalleri Yöneticisi


  YORUMLAR
  Yorum Ekle
  ÖNCEKİ HABERLER
Bu içerik hakkında hiç yorum yapılmamış.
Afyonkarahisar festivalleri onuncu yılında ama...
Alman caz yazarı Hans Hielscher, Der Spiegel'de ki yazısında dünyada caz albüm ve kulüplerine olan ilgide azalma görülürken nasıl oluyor da başta Amerika olmak üzere üniversitelerde ki caz bölümlerine ilgi artıyor konusuna dikkat çekiyor. (*) Bookmark and Share
Tanınmış caz eleştirmeni David R. Adler'den 2009'un en iyi albümleri listesi... Bookmark and Share
Modern caz için zorunlu bir albüm!
Adrian Belew Power Trio konseri...
"Cazı kurtarmak" ama neyden?
"Gelişim, Jazz ve Doğaçlama"
Hangi coğrafya kimin sesi?
Cazseverler geçmişe dönük mü yaşıyor?
"Sketches of Spain"in müziğindeki Arap izleri...
Diğer Haberler >>>