ANASAYFA | GİRİŞ SAYFAM YAP | SIK KULLANILANLARA EKLE | FACEBOOK'TA PAYLAŞ Espanol
 
 
Kısa... Kısa... Kısa... Kısa...
"Caz insan ruhunun zaferinin sembolüdür" A. Shepp
Kısa haberler çok sık güncellenmektedir... - 14. Melton Mustafa Jazz Festivali Şubat ayında gerçekleşecek. (Ayrıntılar için tıklayın)... - Joe Martin'den "Not By Chance"! Çıktı!!!. (Ayrıntılar için tıklayın)... - Frank Sinatra'nın ünlü "My Way"i yeniden yayınlandı. (Ayrıntılar için tıklayın)... - Time dergisi ünlü Wynton Marsalis ile yeni projesi "Blues Symphony" öncesi konuştu. (Ayrıntılar için tıklayın)... - Hollanda'da yaşayan gitarisit Timuçin Şahin yeni albümü "Bafa"'yı çok yeni yayınladı. (Ayrıntılar için tıklayın)... - Ramsey Lewis "Songs From The Heart" isimli yeni albümünü çıkardı. (Ayrıntılar için tıklayın)... - Los Angeles ilk kez düzenlenecek olan "Asian American Jazz Festival"ine ev sahipliği yapacak. (Ayrıntılar için tıklayın)... - Genç caz vokalisti Kendra Shank yeni albümü "Afterglow"u yayınladı. (Ayrıntılar için tıklayın)... - Gitarist Graham Dechter yeni albümü "Right On Time"ı yayınladı. (Ayrıntılar için tıklayın)... - Jeff Hamilton Trio "Symbiosis" adını verdikleri albümlerini yayınladı. (Ayrıntılar için tıklayın) - Kısa haberler çok sık güncellenmektedir... -
10 Mart 2010 Çarşamba, 18:33
Aylık Etkinlik Takvimi...


Cazseverlerin etkinliklerinizi düzenli
takip edebilmesi için;


« Mart 2010 »
PazSalÇarPerCumCumPaz
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031 

 

Bugünkü Etkinlikler
NEZİH YEŞİLNİL TRIO “CINEMASCOPE”
Nardis Jazz Club : 10 Mart 2010, Çarşamba, Saat: 21:30-00:30
Kent Mete (p), Nezih Yeşilnil (b), Deniz Dündar (d).
Nezih Yeşilnil, 6 yaşında mandolin, 13 yaşında gitar çalmaya başladı. 17 yaşında İzmir’de Maça Beşi Topluluğu’nda bas gitar çalmaya başladı. Ege Üniversitesi İktisat Fakültesi Ekonomi bölümünden mezun olan Yeşilnil, 1974’te Grup Doğuş’un kurulmasına öncülük etti. 1986’dan bu yana pekçok değerli müzisyenle birlikte yurtiçi ve yurtdışında konserler ve festivallerde sahne aldı. Halen kendi trio’sunun yanısıra caz ve etnik müzik yapan çeşitli gruplarla da müzisyenlik hayatını sürdüren Nezih Yeşilnil, Pera Müzik Okulu’nda, Modern Müzik Akademisinde özel olarak bas dersleri veriyor ve müzik stüdyolarında düzenlemeler yapıyor. Bugece sizlere en sevilen film müziklerini yorumlayacaklar.

www.yesilnil.com

Giriş: 30 TL, Öğrenci: 15 TL.
www.nardisjazz.com
8. AMATÖR CAZ MÜZİSYENLERİ FESTİVALİ AÇILIŞ KONSERİ / GEVENDE & KLEIN & CLUZEL
Eskişehir : 10 Mart 2010, Saat: 20:00
Gevende, bas klarnetçi Tobias Klein ve gitarist Damien Cluzel 8. Amatör Caz Müzisyenleri festivalinin açılış konseri için Eskişehirdeler.
www.gevende.com
Ayşe Tütüncü & Emre Karabulut Dörtlüsü
Eylül Müzik Klubü : 10 Mart 2010, Saat: 20:00
Bir yılı aşkın bir süredir sürekli sözü edilen yeni grubuyla Ayşe Tütüncü ve Emre Karabulut dörtlüsü ilk konserleri bu gece Eylül Bar'da. Repertuvarlarında McCoy Tyner, John Scofield, Jean luc Ponti, Pat metheny, Michel Petrucciani gibi caz ustalarının bestelerine de yer verecek olan grup aynı zamanda kendi bestelerini de seslendirecek. bu besteler ağırlıklı olarak Ayşe Tütüncü besteleriyle birlikte Emre karabulut ve Şuayip yeltan'ın besteleri de grup tarafından yorumlanıyor.
Piyanoda Ayşe tütüncü, elektro gitarda Emre karabulut, basta şuayip Yeltan ve davulda Serkan Ayman.
www.eylulist.com
NUBLU JAZZ FESTİVALİ / PORTICO QUARTET
Babylon : 10 Mart 2010, Çarşamba, Saat: 21:00
Güney Londra'lı genç caz dörtlüsü Portico Quartet, Jack Wylie, Milo Fitzpatrick, Nick Mulvey ve Duncan Bellamy'den oluşan dinamik bir grup. Dörtlüde güçlü bir saksofona, benzersiz tonuyla herkesi kendine hayran bırakan, grubun alamet-i farikası Hang'in uçusan vokalleri, mütevazi bir fonda tıngırdayan davullar ve ayakları yere sağlam basan bir kontrabas eşlik ediyor ve ortaya taklit edilemez, nefis bir karışım çıkıyor. Bu yaratıcı çizgisiyle Portico Quartet, Britanya'da yarattıkları heyecanı hemen ada dışına taşıyarak Avrupa'daki tüm büyük festivallerde sahne aldı. Ve şimdi sıra Nublu Jazz Festival vesilesiyle Istanbul’da.

Bu etkinliğe bilet almak için alttaki linke tıklayınız.
http://www.biletix.com/event.htm?id=LBAF8
NUBLU JAZZ FESTİVALİ / BUGGE WESSELTOFT WITH FRIENDS
Babylon : 10 Mart 2010, Çarşamba, Saat: 23:30
Gün geçmiyor ki Kuzey Avrupa’dan yeni ve heyecan verici müzikler duymayalım. Peki bu yeni dalgayı kim başlattı? Liste uzun ama hiç kuşkusuz modern caz namına Bugge Wesseltoft bu alandaki en önemli isimlerden biri. Yeni kuşak cazının “Kuzey Yıldızı” sıfatlı müzisyen, besteci ve prodüktörü Bugge Wesseltoft, hem elektronik müzik severlerin hem de has caz tutkunlarının kalbini fethetmiş durumda. İsmi; Eric Satie, Miles Davis ve Chick Corea gibi efsanelerle anılan Wesseltoft, “New Conception of Jazz” adlı grubuyla cazın yeni düzenini bizim için belirliyor. Doğaçlamayı müziğinin bütününe yayan sanatçı, Nublu Jazz Festival kapsamındaki performansında İstanbullu müzisyen dostlarından oluşan sürpriz bir ekiple sahne alıyor olacak.

Bu etkinliğe bilet almak için alttaki linke tıklayınız.
http://www.biletix.com/event.htm?id=LBAF9
17. ULUSLARARASI İZMİR CAZ FEST. / MATTHIAS SCHRIEFL 6, ALPS & JAZZ
Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi, İzmir : 10 Mart 2010, Çarşamba, Saat: 20:30
Alpler, borular, dolambaçlı şarkılar: Akşamın sloganı ‘’Alplere ait Tahta Nefesli Çalgı ve Borular’’ veya ‘’Çoban Borusu Ateşi’’ olabilirdi. Bavyera, Alp cazının yeni yuvası.
Grubun repertuarı büyük ölçüde Alplerden ve onların halk müziğinden ilham almıştır: Bir yanda, modern harmoniler ve ritimlerin içine aktığı basit Alp halk şarkıları. Diğer yanda, topluluk üyeleri ve arkadaşlarının yeni besteleri. Programın doruğu, -dayanılmaz derecede- akılda kalıcı, ayağınızla tempo tutmadan duramadığınız Türk halk türküleri. Bu konser sizi Alman ve Türk halk müziğinin gizli, caza benzeyen yüzüyle tanıştıracak.
Niels Klein: Klarnet, bas klarnet, tenor saksafon, Florian Trübsbach: Obua, klarnet, pikolo alto saksafon, Federico Aluffi: Fagot, tenor saksafon, Jeffrey A. “Jam” McGuire: Boru, çoban borusu, Peter Heidl: “Flütler, tenor saksafon, Matthias Schriefl: Trompet, flugelhorn, tuba, çoban borusu, lider, stilist.

Bu etkinliğe bilet almak için alttaki linke tıklayınız.
http://www.biletix.com/event.htm?id=L2C04
Okan Aydın ile "AKsi-isTİKAMET"
 
Okan Aydın yeni yazısında İngiliz caz sahnesinin üç usta müzisyeni Alan Wilkinson, Steve Noble ve John Edwards'ın 2008 tarihli konserlerinin 2009 yılında yayınlanan albümleri "Live At Café Oto"yu gözden geçiriyor... Bookmark and Share

* * * * * * *
4. YAZI
* * * * * * *




AKsi-isTİKAMET
’in yeni sayfasını 2008 yılında gerçekleştirilmiş bir performansın 2009 yılında yayınlanan canlı kaydını içeren özel bir çalışmayla açıyoruz. İngiltere serbest / özgür caz sahnesinin geçkin yaşlarına rağmen son dönemdeki dikkate değer üç usta müzisyenini bir araya getiren çalışmanın adı “Live At Café Oto”. Söz konusu üç isim ise Alan Wilkinson, Steve Noble ve John Ewdards.


Nazar-ı dikkatimizi ilk aşamada müzikten önce müzisyenlere yoğunlaştırarak (kendilerini biraz daha yakından tanımanın faydalı olacağından hareketle) sizler için biriktirdiğimiz notları aktarmaya çalışalım. Bu gayretin albüme ilişkin edeceğimiz kelamlara ayrı bir değer katacağının da altını çizelim.



Alan Wilkinson 55’ doğumlu İngiliz bir müzisyen. Güzel Sanatlar alanında resim üzerine eğitim almış olmasına rağmen, yönünü müzik eksenli çizmeye karar verip alto ve bariton saksafonda karar kılan Wilkinson 20’li yaşlarında ilk grubunu trio olarak Art, Bart & Fargo adıyla kuruyor. Bu trio içerisinde farklı enstrümanlar çalsa da ana enstrüman saksafon, yörünge ise doğaçlama üzerine şekilleniyor. 80’li yılların başında doğaçlama müzik üzerine çalışmalarına devam eden Wilkinson bu dönemde hatırı sayılır kıymette isimlerle tanışma fırsatı yakalıyor. Bu isimler arasında Peter Brötzmann, Keith Tippett ve Radu Malfatti gibilerini anmakta fayda var. Bu dönemde birçok farklı projede yeralan Wilkinson, özünde doğaçlama kulvarında deneysel çalışmalara imza atarken, sıklıkla konser verdikleri ülkeler Belçika, Hollanda, İngiltere ve Danimarka olarak ön plana çıkıyor. 80’li yılların ikinci yarısında ise “Live At Café Oto” çalışmasında da birlikte çaldıkları Steve Noble’ın da dahil olduğu bir trio ile yoluna devam ediyor Wilkinson. Daha geniş toplulukların da (The Ubiquity Orchestra, Cat o’Nine Tails, Feet Packets gibi) aktif bir üyesi olmayı sürdürürürken, 80’lerin sonunda Derek Bailey gibi bir ustayla beraber çalışma fırsatını da yakalar Alan Wilkinson.



Davul ve perküsyonda (hatta zaman zaman pikaplarda!) karşımıza yine maharetli bir isim çıkıyor; Steve Noble. Özellikle 80’li yıllarda oldukça aktif bir görüntü çizen Noble, tıpkı Wilkinson gibi Derek Bailey’s Company ekibinde yer almış ve özellikle doğaçlama üzerine ustalaşmış bir müzisyen. Uzun bir süre Nijerya orijinli davulcu Elkan Ogunde ile beraber çalışan Noble, ziyadesiyle üretken bir isim olmasının yanı sıra Ping Pong Productions isimli etiketin de sahibi.


“Live At Café Oto” çalışmasında kontrbas çalan John Edwards da yine doğaçlama müzik üzerine oldukça nam salmış isimlerden biri. Özellikle 90’ların ilk yarısında üyesi olduğu B-Shops For The Poor, The Honkies ve GOD gruplarının bir üyesi olarak Avrupa’nın birçok ülkesinde sahne alan Edwards’ın hemen hemen beraber çalmadığı müzisyen kalmamış durumda: Evan Parker’dan Simon H. Fell’e, Phil Minton’dan Lol Coxhill’e, Derek Bailey’den Eddie Prevost’a kadar onlarca isim. Edwards’ın ortalama her yıl 4-5 albümde yeraldığını belirtmemiz kanımca anlatmaya çalıştıklarımızı daha da bir anlamlandıracak kıymette.



“Live At Café Oto” esasında biri yarım saati aşan “Spellbound” ve diğeri de 7 dakikalık bir süreye yaklaşan “Recoil” isimli iki parçadan oluşan bir canlı performans kaydı. Her iki parçanın sonundaki seyirci tepkisi, ıslıklar ve haykırışlar üçlünün 40 dakikalık performans esnasında dinleyicileri müzikleri ile bambaşka bir boyuta taşıdıklarının en açık göstergesi. Doğaçlama yada serbest / özgür caz ekseninde düşündüğümüzde en kritik nokta, kaos ve kontrol arasındaki dengeye gösterilen hassasiyet olarak belirtilebilir. Ya da başka bir açıdan Miles Davis’in de söylediği gibi “ortada olanı değil, olmayanı çalmakla” (don’t play what is there, play what isn’t there) alakalı bir yaklaşımdan da bahis açılabilir. Aksi halde John Cage’in piyanonun başında oturup hiç bir tuşa basmadan kalkmasıyla bir anlamda müzik tarihinde bambaşka bir sayfa açtığı ünlü eseri 4’33’’ bambaşka anlamlar taşıyabilirdi.

Sınırları tanımayan, ortalık yerdeki rutinin içinde sıkışıp kalmaktansa müzikal bir periferinin çeperlerini zorlayan bu adımlar elbetteki, kontrol elden kaçtığı anda geri dönülemez bir başağrısının da yaratıcısı olabilir. Ancak yılların emeğiyle biçimlendirdiğiniz ustalık size elinizden kaçıp gider gibi görünen güvercinlerin tekrar yuvaya döneceğinin güvenini verebilir. Tüm bu tasvirleri elbetteki bir noktada elimizdeki işitsel malzemenin kulaklarımızdan içeri doğru zuhur ettiğinde bize yaşattıkları üzerinden kurgulamaya çalışıyoruz. Wilkinson / Noble / Edwards üçlüsü bu iki parçalık enfes performans esnasında adım adım daha geniş bir çemberin sınırlarında dolanarak ortaya çıkardıkları ambiyansın kaotik görüntüsünün ardında, bir yandan da ustalıkla her uç noktayı belli bir ahenk ve kontrol içinde sunmayı da beceriyorlar.


Üç müzisyenin yine aynı etiket altında (Bo’Weavil) 2008 yılında yayımladıkları “Obliquity” isimli albümde de benzer bir tarzın / tadın olduğunu görsek de bu iki çalışma arasında bir - iki vites tempo farkı olduğunun da altını çizmeliyiz. Obliquity dinamik, coşkulu ve deneysel katmanı derin bir çalışma olmasına rağmen müzisyenlerin bahsettiğimiz genişleyen çemberi bir ölçüde sınırladıkları, çok aşırı uçlara gitmeden ama tempoyu ve deneysel çizgisini kaybetmeden ortaya çıkardıkları bir çalışma. “Live At Café Oto” ise adeta bir test ortamında olasılıkların, sınırların zorlandığı ve deneysel açılımların ritim tuttuğu bir atmosfer yaratıyor.



“Spellbound” parçası oldukça güçlü ve insanı yerinden eden bir saksafon / kontrbas atışmasıyla başlıyor. Kısa bir süre sonra devereye giren davulun ihtişamı önümüzdeki yarım saatlik sürecin bir hayli zorlayıcı olacağını kesinler nitelikte. Parçanın ilk bölümü bir koşuşturmaca içinde, dizginlerinden boşalmış üç enstrümanın devamlı burun farkıyla birbirlerinin üstüne binmesiyle yüksek bir devinim içinde gelişiyor. Ara pasajlardaki sololar klasik anlamda sadece parça sonlarında şahit olabileceğimiz bir yoğunlaşmayı daha ilk dakikalardan itibaren bizlere sunuyor.

Enerjisini bir an olsun kaybetmeyen parçada saksafonun yırtıcı haykırışların yanında arada boğuk seslere de kucak açarak çok farklı ve zengin bir palet üzerinde dolandığını görüyoruz. 7 dakika ayrımında ilk görece sakin anlarını yakalayabildiğimiz parçanın bu kısmı adeta ilk bölümü sindirmemiz için basit bir egzersiz niteliğinde. Bu bölümde özellikle vurmalılar ve Wilkinson’un enerjiyi etrafa dağıtan minik çığlıkları oldukça etkileyici. Zillerin arasından kendi yolunu bulan kontrbas da adeta kendi varlığını duyurmak istercesine parçanın ana omurgasına iyice yerleşiyor.

Soluk kesici saksafon soloları 10. dakikaya doğru giderek tempoyu yükseltirken bu bölümde davulun performansı gerçekten etkileyici. Parçanın ortalarına yaklaştığımızda bu canlı performansı yerinde görmenin “nasıl bir keyif” olacağına dair ufaktan düşünceler zihninizde salınmaya başlasa da, davulun ritmik vuruşları üzerinde adeta dansedercesine uçuşan saksafon ve bu çizgi üstü tempoyu başarıyla yakalayan kontrbas bizi yine de olduğumuz yere mıhlıyor.

Üçlü adeta enstrümanlarından oluşturdukları ses kolajında birbiri üstüne attıkları doğaçlama sololarla rengarenk bir resim ortaya çıkarıyorlar. Yarım saatlik bir süreçte çalışma, özellikle 20. dakika civarı mıhlandığımız yerde dahi bizi sarsmaya devam ediyor. Wilkinson’ın canhıraş minik çığlıkları, saksafonundan çıkan oktavsız ses öbekleri ve arka plandaki etkileyici ses oyunları dinleyeni kendinden geçirecek nitelikte. Bunun ardından tekrar bir dinlenme sekansıyla birlikte parça sona doğru enerjisini giderek yükseltiyor ve seyircilerden de hakettiği alkışı topluyor.

30 dakikayı aşan süresine rağmen “Spellbound” tekrara düşmeyen, her köşeye sıkışır gibi olduğunda yeni bir sürprizle kendi yolunu bulan ve üçlünün çalmaktan bizim de takip etmekten yorulduğumuz enfes bir yolculuk sunuyor. Bu elbette ki iki noktanın altını çizilmesini gerektiriyor : Birincisi müzisyenlerin enstrümanlarına olan hakimiyeti ve buna paralel olarak gelişen kendi içlerindeki denge. Diğeri ise tüm bu delicesine tempo içinde mutlak suretle tutunacak bir dal bulmaları ve ayağı yere basar bir şekilde tüm yaratıcılıklarını sergilemelerindeki maharetleri. “Live At Café Oto” kaydını bu kadar özel ve dinlenesi yapan farklı lezzetin de bu olduğunu belirtmek mümkün.

“Recoil” parçası bir anlamda ufak bir moladan sonra “Spellbound”un devamı niteliğinde. Wilkinson’un ıslıkları, haykırışları ve Noble’ın davul üzerindeki seri vuruşlarıyla benzersiz bir girişe sahip olan “Recoil” ardından minik kontrbas dokunuşları ve ritmik bir davul melodisiyle kendi yolunu çizmeye başlıyor. Parçanın ortaları yine muhteşem bir saksafon / davul kapışmasına sahne oluyor. Tükenmek bilmeyen bir enerji ile basılan her bir nota karmaşık bir labirentin içinde önümüzde açılan yollar gibi bizi bambaşka yerlere sürüklüyor ve sonunda, ne nerede olduğumuz ne de oraya nasıl geldiğimizle ilgili herhangi bir bilgi kırıntısı dahi kalmıyor. Bir nevi ruhsal bir sterilizasyona eşlik ediyor müzik.

Kısa olarak değerlendirilebilecek bu 40 dakikalık süre boyunca bir anlamda boyut değiştiren bir müzik, aynı kişi olmasına rağmen sürekli farklı kıyafetlerle / rollerle önümüze çıkan bir oyuncu gibi bizi binbir değişik duyusal lezzetin peşine takıp sürüklüyor. Müzik de bizimle birlikte nefes alıyor ve evriliyor. Sanırım gözlerimiz kapalı bir şekilde performansın gerçekleştiği ortamı hayal etmek istesek de, buradaki samimi, gerçek, yaratıcı ve araştırıcı tavır kayıt üzerinden de olsa kendi varlığını güçlü bir şekilde hissettiriyor. Kulak kabartmaya değer nitelikte enfes bir 40 dakikanın bu albümde sizleri beklediğini belirterekten sözlerimizi sonlandıralım...

Okan Aydın
9 Mart 2010, Salı
okanokan@yahoo.com
http://fasitdaire.blogspot.com
http://twitter.com/fasitdaire



  YORUMLAR
  Yorum Ekle
  ÖNCEKİ HABERLER
Bu içerik hakkında hiç yorum yapılmamış.
Okan Aydın yeni yazısında İngiliz caz sahnesinin üç usta müzisyeni Alan Wilkinson, Steve Noble ve John Edwards'ın 2008 tarihli konserlerinin 2009 yılında yayınlanan albümleri "Live At Café Oto"yu gözden geçiriyor... Bookmark and Share
Chicago orijinli avangard caz topluluğu Chicago Underground Duo, 2010 yılının başında uzun bir aradan sonra 5. stüdyo albümlerini yayımladı. Grup ve son çalışmaları "Boca Negra" Cazkolik'in AKsi-isTİKAMET köşesinde...
Okan Aydın'ın 'bilinçli bir alternatif güzergâh oluşturma gayreti'yle bu kez İtalyan kökenli Scoolptures ekibinin avantgarde nosyonu yüksek yeni albümleri "Materiale Umano"yu mercek altına alıyor. Hem de Ekibin lideri Nicola Negrini ile yaptığı mini bir röportajın eşliğinde... Bookmark and Share
Kuzeyden doğaçlama esen avangart caz rüzgarları ve Circulasione Totale Orchestra’dan etkileyici bir albüm
Diğer Haberler >>>
 
Web Tasarım
Orjin Krem