Festival Günlükleri 7 / Robert Glasper`dan Kerem Görsev`e, Mari Kvien`den Arifa`ya günlüğe düşen notlar...

Festival Günlükleri 7 / Robert Glasper`dan Kerem Görsev`e, Mari Kvien`den Arifa`ya günlüğe düşen notlar...

Festival günlüklerinde iki günde neler birikti neler... Konserlerden fotoğraflı anlatımlara devam edelim... Perşembe akşamı Akbank Sanat`ın konser salonunda festivalin en ilginç kişiliklerinden birini izledik; Marie Kvien Brunvoll. Norveçli bu genç, güzel gezgin görünümlü kız ile ilgili en iyi bilgiler sevgili Sami Kısaoğlu`nun kendi köşesinde kendisiyle yaptığı röportajda ama biz bu şaşırtıcı müzisyen & şarkıcının sahne haline bayıldık doğrusu. Önüne dizdiği elektronik set up`ta daha önce yüklediği kendi sesinden oluşan kayıtların üzerine yine kendi sahnede canlı seslendiriyor bir yanda da farklı gereçleri eklektik biçimde kullanıyor. Bu bir tür `happening` gibi canlı performans, kimi zaman farklı kişilerle de duo, trio projelere girişen Brunvoll`un sahneden yansıyan sesi büyüleyici... Zaten kendisi söylüyor, müziğinin belirgin bir kaynağı yok, dinleyenleri ufku olmayan bir ses denizinde yüzermiş gibi bir his kaplıyor. Bu ilginç kadının müziğini kaçırdıysanız yazık olmuş... İnsan her zaman `farklı` bir şeylerle karşılaşmıyor ne yazık ki!

Marie Kvien Brunvoll Perşembe akşamı bizi yer çekimsiz ses denizinde yüzmeye bırakmış, kendimizi vücudumuzun ağırlından kurtulmuş hissederken aynı akşam İstanbul`un bir başka yerinde, ta Boğazda, Sakıp Sabancı Müzesi`nin konser mekanı The Seed`de albümünün Grammy`ye aday seçimler arasına katılmasıyla herhalde dünyanın en mutlu insanlarından biri olan ve daha da iyi sonuçları umduğumuz Kerem Görsev chamber project serisinin bir yenisine başlamıştı bile. O saatte Cazkolik`te herkes başka konserleri izlerken İstanbul`un o tarafına kimseyi ışınlayamadığımız için konser sonrası telefon açıp sorduk, sen bize söyle Kerem nasıldı konser diye sağolsun kırmadı anlattı; bir kere sevgili Kerem salonu çok beğenmiş. The Seed`in salon dekorasyonuna dair methiyeleri daha önce de duymuştuk, oturma düzenini, renkli sandalyelerini ama daha önemlisi bir de harika ses düzeni varmış, Kerem ses düzenini öve öve bitiremedi! bir de Ferit, Kağan ve Sedef Erçetin`in soloları çok övgü aldı. Gitmeyen kaçırmış anlayacağınız... (Resim, Ferit Odman`ın davulunun perspektifinden salona bakış)

Cazkolik yazarı sevgili Cenk Akyol dün akşam Hazmat Modine konserindeydi. Ekşisözlük`ün bu festivalde uyguladığı bir yenilik var, sitenin ana sayfasına girdiğinizde hemen üst kısımda bir anten görseli var ona tıkladığınızda geçici bir mini radyo ile karşılaşıyorsunuz. İşte bu radyoda kadedilen programların üçüne Cazkolik yazarları da katıldı, Cenk Akyol`da bu isimlerden biriydi ve burada Hazmat Modine`den de söz edildi. Dün akşam grubu canlı canlı sahnede izleyen sevgili Cenk yemeden içmeden gece vakti günlüklere girmek için notlarını gönderdi, "2 gitar, biri diatonik, diğeri kromatik 2 mızıka, bas yerine devasa tuba, trompet, davul ile kalabalık bir bando olan Hazmat Modine Babylon`daki kalabalıkları sallayıp, yuvarladı" diyor kısaca ve ekliyor; "Bandonun başçavuşu Wade Schuman içiçe geçtiği seyirci ile müthiş bir dialog kurup, klezmer, jugband, blues, new orleans müziklerini salondaki akranları ile beraber çaldı. grup elemanlarının tek tek öne çıktığı parçalar ve bir çok düet içeren emprovizasyonlar orta avrupa birahanelerindeki kan kan danslarını gözümüzün önüne getiren seyirci atraksiyonları ile hemhal olunca imece usulü bir konser, karşılıklı etkileşimli bir performans yaşamış olduk."...

* * *

Festivalin en merak edilen isimlerinden Robert Glasper ile daha geniş birlikteliğimiz oldu. Sevgili dostlarımız Ozan Musluoğlu ve Can Çankaya Glasper bir araya gelip harika bir söyleşi gerçekleştirdiler. Şimdi ilk işimiz fazla gecikmeden Glasper ile söyleşiyi yayına almak. Babylon konseri ise tek kelimeyle çarpıcıydı! Kariyerinin erken döneminde bir piyanist olarak muadilleri sayabileceğimiz Brad Mehldau ve Jason Moran gibi isimlerle mukayese edilen Glasper kendini bu mukayese mantığı içinde tutmaktan hoşlanmadığını son albümleri ve Babylon sahnesiyle bize bir daha göstermiş oldu.

Notlarımız arasında başka neler var...

Mesela Klezmer Band... Grup tam bir müzikal renk cümbüşü gibi. 7-8 kişilik ekip müziği ve sahneyi hallaç pamuğu gibi atıyor. Aslında tam bir sokak müziği. Konserler hep biraz geç başlar malumunuz ama bu biraz daha mı geç başladı sanki, başka yerlerden çıkıp gelecek olanlar mı beklendi! Her neyse, gecikmeye değecek bir müzik vardı sonrasında sahnede.

Son olarak da Arifa diyelim ve günlüğü bugünlük tamamlayalım. Amsterdam`lı grup Arifa farklı milletlerden dört müzisyenin bir araya gelerek kurduğu bir grup. İçlerinde Mehmet Polat isimli Türk müzisyenin de olduğu grup Balkan coğrafyasından kuş uçuşu Arap coğrafyasına uzanan müzikal yelpazeye sahip ve bu yelpazeyi salladıkça müziğin ağusu Akbank Sanat`ın salonuna yayılıp duruyordu. Son not olarak da biletleri tükenen konserlerden biri olduğunu belirtelim, haa, bir de dünyanın dört bir yanında çaldıklarını, Mixed World Magazine tarafından da en iyi world müzik albümü seçildiklerini ekleyelim. Albümlerine yeniden kulak abartmakta fayda var...

(Fotoğraflar Leyla Diana Gücük)

Cazkolik.com / 22 Ekim 2011, Cumartesi

Kaydet

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cazkolik.com

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.