Ayşe Gencer üç tarafı cazla çevrili bir yarımada gibiydi (*)

Ayşe Gencer üç tarafı cazla çevrili bir yarımada gibiydi (*)

Ayşe Gencer Demirer'in son dönem zorlu bir sağlık sürecinde olduğunu biliyordum. Bu dönem, bir ya da iki kez görme imkanı bulmuştum, son karşılaşmamız Akbank Caz Festivali basın gecesi olmuştu, çok değil, üç ay bile olmadı.

 

Yazdan kalma bir Ekim akşamı, Sabancı Müzesi'nin boğazı gören terasında masada Ayşe, eşi İmer, Sibel Köse, Zuhal ve Önder Focan, Leyla Diana, ben ve gelip giden birileri daha. Kısa süre beraber oturduk. İyiyim diyordu, yüzünde buruk bir gülümseme belirmişti. O'nu gayet iyi anladığımı düşünüyordum, çünkü, benim eşimin de benzer bir tedavi süreci olmuştu, hâlâ sürüyor. Sevdiklerinizin böylesi süreçlerinin en yakın tanıkları olarak İmer'le içten kısa bir sohbetimiz olmuştu. Aynı iyimser burukluğu onda da görmüştüm. Eşinin hastalığı haberini aldığımdan beri kendimle en çok özdeşleştirdiğim kişi olmuştu İmer.

 

Ayşe Gencer'in vefatı haberini alınca gerçekten bir an öylece durup kaldım. Her şeyin daha iyiye gideceğini düşünürken bu kadar tersine dönmesine inanamamıştım. Gerçekten çok üzüldüm. O'nun buruk gülümsemesi hiç aklımdan çıkmıyor.

 

Aklıma, 2011 yılında yayınladığı "But Beautiful" albümü geldi. Albüm çıktığı günlerde prodüktörü Neşe Yıldıran ile Teşvikiye'de bir kafede buluşmuştuk. Bana hem albümü hediye etmiş hem albümün yayınlanmasındaki süreci anlatmıştı, yüzünde iyi bir iş yaptığını bilen insanların haklı gururu vardı.

 

Kapak fotoğraflarını Levent Öget ve Ahmet Necati Uzer'in çektiği "But Beautiful"un albüm yazısını Murat Beşer yazmıştı (*). Çok da güzel yazmıştı; "Ayşe Gencer caz coğrafyamızda üç tarafı engin müzik denizleriyle kaplı bir yarımadaya benziyor" diyordu Beşer, babası İlham Gencer bir tarafı, annesi Aytep Alpman diğer tarafı ve eşi İmer Demirer'i kastederek.

 

Harika bir albümdür Ayşe Gencer'in "But Beautiful"u. Parça seçimlerinin Gencer'in ses rengine ne kadar uyduğunu, daha önemlisi, şarkıların duygusunun Gencer ile ne kadar uyumlu olduğunu bir kez daha farkettim. Hepsi zor ama ölümsüz klasikleri içtenlikle söylüyordu. Çevresinde harika bir kadro vardı. "Don't Explain" benim de en sevdiğim caz baladlarındandır. Bu duygulu icrada Meriç Demirkol'un alto saksofonu Art Pepper zirvesinde bir icradır. Her notasında ekibin samimiyetinin hissedildiği albümde Ayşe Gencer'in çok sevdiğini bildiğim, konser repertuvarlarında sık yer verdiği "Luiza" isimli Jobim klasiğindeki Portekizce diksiyonu için dönemin Brezilya İstanbul başkonsolosu Michael Francisgepp ile çok çalıştığını anlatmıştı Neşe Yıldıran.

 

"Just Friends"de İmer'le scat vokal-trompet ikilisi harikadır, mutlaka dinleyin. İmer'in trompetinin tınladığı her parça kendi iç sıcaklığını üretir, bu albümdeki parçalar düşüncemin ispatıdır.

 

Murat'ın dediği gibi, Ayşe Gencer Demirer'in üç tarafı cazla çevrili bir yarımada gibi olması ona cazla kaplı bir hayat sunsa da bunun kolay bir hayat olduğunu sanmıyorum. Birer marka isim olan anne ve babanın yanında eşi İmer Demirer'in nasıl bir büyük destek olduğunu sahnede her izlediğimde apaçık farkederdim. Birbirlerini bu kadar iyi tanıyan müzisyen ikili çok azdır. Onlarca yıl beraber paylaşılmış bir hayatın her anı çok değerli. Bunları bizim bilmemizin imkanı yok ama hissetmemiz mümkün. İmer'in trompetiyle Gencer'in sesinin duygusal uyumu, İmer'in sahnede göz ucuyla hayat arkadaşını takip edişi artık ismi her geçtiğinde aklıma gelecek ve her birini onlarca yıldır dinlediğim bu ölümsüz klasikler artık anılarımda Ayşe Gencer'in sesiyle karşılığını bulacak. Hatırası önünde sevgiyle eğiliyorum.

 

Feridun Ertaşkan

 

Cazkolik.com / 01 Ocak 2023, Pazar

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Feridun Ertaşkan

Cazkolik.com kurucusu, editör ve yazar.

  • Instagram
  • Email

YORUMLAR

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.