Dikiz aynasında Clara

Dikiz aynasında Clara

Dünyada ve ülkemizde ters giden çok şey olsa da güzel şeyler de olmuyor değil. Özellikle son zamanlarda Cemal Reşit Rey Konser Salonu`nda izlediğim klasik müzik konserleri oldukça seçkin. Cem Mansur yönetiminde hazırlanan programlarda izleyiciyle daha fazla kucaklaşma dinleyicilerde gözlediğim artışla anlaşılıyor ki, temas ulaşıyor. Anlatılı konserler ve benzeri daha öncekilerden farklılık gösterdiğinde haliyle dinleyicinin de dikkatini çekiyor, merakını artırıyor.


19 Aralık akşamı Cemal Reşit Rey Konser Salonu`nda izlediğim konser de bu bakımdan ilginç ve çağdaş bir yaklaşımlı bir konser ya da enstelasyon demek gerekir. Seyirciyle iç içe gerçekleşen bir dinleti.


19. yüzyılın önemli figürlerinden biri olan, piyanist ve besteci Clara Schumann’ın 200. doğum yıldönümü nedeniyleiki farklı konser hazırlanmıştı. İşte, bunlardan ilki sözünü ettiğim “Dikiz Aynasında Clara” ismiyle izlediğimiz konser.


Üç farklı kuşak ve farklı coğrafi kökenden gelen üç kadın besteci olan Violeta Dinescu, Annette Schlunz ve Beste Özçelebi eserleriyile Clara Schuman’ın eserlerine bir bakıştı.



Bu üç bestecinin içinden bir Türk bestecinin olması da ayrıca sevindirici


Clara Schuman’ın mektupları günlükler ve hayatını inceleyen besteciler, onunla bir bağ kurup, her üç besteci de kendi üretim süreçlerini ve hangi koşullarda ne şekilde ürettiklerini anlattılar. Clara Schuman’ın kendilerine ne şekilde ilham aldıklarını ve onun sonucunda ortaya çıkan eserleri dinleme fırsatı bulduk.


Soprano Lisa Fornhammar, piyanist Mediha Khan ve viyola sanatçısı Cenk Erbiner eserleri icra ederken, biz izleyiciler de farklı bir deneyim yaşadık.


Sahneye konan iskemle ve taburelerde sahneye yerleştirilen üç ekrandan farklı görüntülerle iç içe bir izleme/dinleme deneyimi. Bestecilerle yapılan söyleşiler bir yandan diğer yandan Clara Schuman’ın günlüklerinden ya da mektuplardan örnekler ekrana yansıdı. Çağdaş bestecilerin notaya aktarırken de bunun zorluklarını anlatırken, eserlerin icrasındaki performansta bunu görebilmek de mümkündü. Piyanoyu çalarken sadece tuşa basmak değil, farklı objeler kullanarak çıkarılan seslerin ya da sopranonun sesine kattıkları gibi.


Bu performansla, aslında günümüzde hâlâ erkek egemen müzik dünyasında varoluş mücadeleleri, kadın olarak besteciliğe nasıl baktıklarını ve bu konuyu irdeleyerek biraz üzerinde düşünmeye yönelik olduğunu da belirtmeliyim.


Bu enstelasyona ilave olarak da fuayede Emanuel Mathias’ın 2011 yılında ürettiği "Nebahat’ın Kız Kardeşleri" isimli videoyu izlemek de mümkün oldu.


Feminist ikonu günümüz Türkiye`si ile de ilişkilendiren bir çalışma. Kadın-erkek, o gün-bugün ilişkisi


“Sadece müzikle nefes alıyorum” diyen Clara Schuman’ın bu sözüyle ben de kendi adıma biraz nefes alıp, gördüklerimi ve duyduklarımı sizlerle paylaşmak istedim.


İkinci konser


Evet, diğer etkinlik ise 22 Aralık Pazar akşamı saat 20:00’de “Müzik ile Bir Yaşam” başlıklı açıklamalı konserde ünlü tiyatro sanatçısı Tilbe Saran ile piyanist Lucy Parham aynı sahneyi paylaştı. Farklı bir konser formatından yola çıkan ve teatral ifadeyle sunulan ikinci konserde Schuman’in önce kızının ağzından annesini, daha sonra kendi yaşam öyküsünü dinledik. Clara Schuman’ın hayatı, günlük ve mektuplarından alıntılarla anlatılırken, Schuman’ın tanıdığı önemli isimlerden Chopin, Brahms, Liszt, Mendelssohn’dan da eserler seslendirildi.


Piyanist Lucy Parham’dan söz edecek olursak;


Onun bir Clara Schumann uzmanı olduğunu biliyoruz.1990’lı yıllarda, Wigmore Hall’de Clara ve Robert Schumann eserlerinden oluşan bir resital vermesiyle Clara Schuman’a daha fazla sempati duymuş olmalı ki, sanatçı 200. doğum yılı anısına da “I, Clara” isimli albüm çıkartmış.



Peki ama Clara Schuman kimdir?


19. yüzyılın ünlü piyanist ve bestecisi Clara Josephine Wieck, 13 Eylül1819`da Leipzig`de dünyaya geldi. Babası müzik öğretmeni ve piyano firması sahibi Friedrich Wieck, kızının yeteneğini küçük yaşta keşfederek 5 yaşından itibaren onu müzisyen olarak yetiştirdi. 9 yaşındayken konserlerde çalmaya başladı. 11 yaşında ise ilk solo konserini verip ilk bestesini yaptı. 1831 - 1836 yılları arasında babasıyla birlikte Avrupa`yı dolaşarak bir dizi başarılı konser verdi ve `harika çocuk” olarak ünlenerek Mendelssohn, Paganini, Chopin, Goethe gibi zamanın önde gelen müzikçi ve edebiyatçılarının hayranlığını kazandı.


Piyanist olarak ünü gittikçe yayılıyor, bunun yanında ailesinin maddi durumu da gittikçe iyiye gidiyordu. Clara, Baba Wieck`in eğitim metodunun ne kadar başarılı olduğunun canlı bir kanıtıydı, sayesinde babası daha çok ve daha paralı öğrenciler buluyor, bu arada piyano satışları da artıyordu. Bu mutlu hayatları Clara`nın 16 yaşındayken babasının öğrencilerinden Robert Schumann`a aşık olmasıyla bozuldu. Aslında Clara, kendisinden 9 yaş büyük olan Robert`i 9 yaşından beri tanıyordu. Wieck, bu beraberliğe şiddetle karşı çıktı, evlenmelerine izin vermedi. Bunun üzerine Clara ve Robert evlenme izni alabilmek için mahkemeye başvurdular. Bu mücadele Baba Wieck`in direnmesi yüzünden üç yıl sürdü.


Baba Wieck, yaklaşık üç yıl boyunca mahkemelerde bu savları yineleyerek izin vermemekte direndi; onun bu direnci ve yasaklamaları gençleri birbirlerinden uzaklaştıracağına daha da yakınlaştırdı. Clara ve Robert, bu süre içinde birbirlerine 400`e yakın mektup yazdılar ve gizlice buluşmaya da devam ettiler. Bu arada Clara, başarılı konserlerini ve Robert de bestelerini yapmayı sürdürdü. Hatta Robert, mesleksiz olduğu iddialarına son vermek amacıyla bir yandan da dergilerde müzik yazarlığı yaparken bir de felsefe diploması aldı.


Sonunda mahkemeden izin çıktı ve 1840`da Clara 21 yaşına girmek üzere iken Rober ile evlendi. Babası bu yenilgisinden dolayı yeni evlilere o kadar kin duyuyordu ki, Clara`nın yıllar boyunca verdiği konserlerden kazandığı paradan kızına tek kuruş vermediği gibi hayatlarını zorlaştırmak için de elinden geleni yaptı. Öyle ki Clara, kendi piyanosunu bile ancak aylar sonra kendi evine getirebildi.



Alman yönetmen Peter Schamoni`nin 1983 tarihli `Frühlingssinfonie` (İlkbahar Senfonisi) isimli filmi, Clara ile Robert`in gençlik yıllarını, tanışmalarından evlenmelerine kadar olan süreci konu alıyordu, Nastassia Kinski`nin canlandırdığı Clara, yeni evine baba evinden kendi piyanosunu da getirdiğinde kocası: `Evimiz iki piyano için biraz küçük değil mi?` diye soruyor ve film sona eriyordu. Bu cümle bir bakıma bu evliliğin geleceğini de özetliyordu. Başlangıçta evliliklerinin hem duygusal hem de mesleki açıdan verimli bir beraberlik olacağını düşünmüşlerdi ama zaman geçtikçe bazı dengeler özellikle Clara aleyhine bozulmaya başladı.


Robert evliliklerinin ilk on yılı boyunca halâ tanınmamış bir besteci olduğundan ve pek para da kazanamadığından ailenin geçimini sağlamak Clara`ya düşmüştü. Kocası bu durumdan pek hoşnut olmasa da Clara, konser turnelerine çıkarak ve dersler vererek hem kocasına, hem de 14 yıllık beraberliklerinin ürünü olan 8 çocuğuna bakmayı üstlendi. Bu arada gerek konserlerinde bestelerini çalarak, gerek yeni besteler yapmaya teşvik ederek kocasına müzik konusunda destek vermeye devam etti, hatta zaman zaman kendi çalışmalarından ödün vermesi gerekse de; çünkü Robert bir evde aynı anda iki piyanonun birden çalmasından rahatsız oluyor, `bu gürültüde` beste yapamıyordu. Bu konuda fedakarlık eden de her zaman Clara oluyor, bir piyanist için elzem olan günlük egzersizlerinden bile vazgeçiyordu.


Evlenmeden önce Clara`yı sürekli çalışması ve beste yapması için teşvik eden Robert, evlendikten sonra neredeyse onun çalışmalarını engeller olmuştu. Besteci -yorumcu evliliğinin olabilecek en ideal beraberlik olacağını savunuyor görünse de Clara`nın kendisinden daha önde olmasını bir türlü hazmedemiyordu. Yıllar geçtikçe Robert`in ünlü ve başarılı eşinin gölgesinde tanınmamış bir besteci olarak kalmasının huzursuzluğuna kalıtsal hastalığının sebep olduğu sinir krizleri de eklenince Schumann`ların evliliği iyice tahammül edilmez hale geldi ve Robert bir intihar girişiminin ardından, 1854 yılında bir akıl hastanesine kapatıldı, 1856`da da orada öldü. Bütün bu süre içinde Clara, kendisini sadece bir kez, ölümünden iki gün önce ziyaret edebildi.


Clara, kocasının ölümünden sonra da müzikteki başarılarını sürdürdü. Konser piyanistliğine ve öğretmenliğe devam etti. Bu arada Robert`in bütün eserlerini yayımlatarak bestelerini tanıtma çabalarında başarılı oldu. Robert Schumann besteci olarak gerçek ününe ancak öldükten sonra ulaşabilmişti. Clara, sonraki yıllarda bir yandan çocuklarını üçünün ölümü (biri de Robert hayattayken ölmüştü) diğerlerinin de bazı sorunları yaşamını daha da zorlaştırmasına rağmen müzik çalışmalarına hiç ara vermedi.


1878`de Frankfurt Konservatuarının baş piyano öğretmeni oldu ve pek çok öğrenci yetiştirerek piyanistlikte bir ekol oluşturdu. Bu yıllardaki en yakın dostlarından biri de kocası hayattayken de aile dostları olan besteci Johannes Brahms`dı. Brahms`a da bestelerinde esin kaynağı oldu, bestelerini tanıtmak için çaba harcadı. Brahms ise bir çok bestesini Clara`ya ithaf etti. Kimi müzik tarihçilerine göre ilişkileri dostluktan da ileriydi. Clara, 1888`de 60. sanat yılını kutladı. Son konserini 1891`de verdi ve konservatuardan da ayrılarak sadece evinde ders vermeye devam etti. Clara, 26 Mart 1896`da Frankfurt`ta hayata veda etti. Bu Brahms için büyük bir darbe oldu ve onun ölümünden sonra sadece bir yıl yaşayabildi. Aynı zamanda Clara Josephine Wieck`in, sanata yaptığı katkılarından dolayı 100 Alman Mark`ı üzerine resmi basıldı.


Leyla-Diana Gücük


Cazkolik.com / 29 Aralık 2019, Pazar


BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Leyla Diana Gücük

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.